Sağlıklı Cinsel İşlev ve Cinsel Sağlık Nedir?
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) (WHO)’nun tanımına göre; Cinsel sağlık, cinsellik ve cinsel ilişkilere yönelik olumlu ve saygılı bir yaklaşımın yanı sıra, zorlama, ayrımcılık ve şiddetten uzak, zevkli ve güvenli cinsel deneyimler yaşama imkânı sağlayan deneyimleri ifade eder.
Cinsel sağlık, cinselliğe karşı fizyolojik, biyolojik, psikolojik , sosyal, kültürel, ahlaki tüm bileşenleri ile hazır bulunma, işlevsel olma ve bu durumu devam ettirme ile sağlanan ruhsal iyilik halidir. Ayrıca cinselliğin, sevgi, haz ve doyum üretiminin yanı sıra sosyal olarak da etkileşimin güçlenmesi ve yaşamın anlamlandırılmasına katkı sağlayan bir deneyim olarak yaşanmasıdır (Cinsel yaşam ve sorunları. CETAD, 2008. İstanbul).
Cinsel sağlık, bireylerin, çiftlerin ve ailelerin genel sağlığı açısından temel bir öneme sahiptir.
Doğal ve sağlıklı cinsel tepki döngüsünde, kişi cinsel uyarılmaya dört aşamalı bir tepki verir. Bu aşamalar şunları içerir:
Uyarılma: Bu aşama, cinsel istek duymayı ve tahrik olmayı içerir. Ön sevişme, erkete penisin ereksiyon olması veya klitorisin şişmesi gibi cinsel birleşmeden önceki faaliyetlerin çoğunu kapsar.
Plato: Bu, orgazmdan hemen önceki aşamadır. Kalp atış hızı, kas gerginliği ve solunum gibi fizyolojik tepkiler yoğunlaşır.
Orgazm: Cinsel organlarda cinsel gerginliğin ve zevkin ani bir şekilde serbest bırakılmasıdır. Erkeklerde ejakülasyon (boşalma) orgazm sırasında gerçekleşir.
Cinsel sağlıkla ilgili sorunlar geniş bir yelpazede yer alır. Bu yeplaze; Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ve üreme sistemi enfeksiyonları (USE), istenmeyen gebelikler, cinsel işlev bozuklukları, cinsel şiddet ve zararlı cinsel uygulamalar (kadın sünneti gibi) gibi cinsellikle ilişkili sorunları içerir. (https://www.who.int/health-topics/sexual-health#tab=tab_1, 01.05.2026)
Bireylerin cinsel sağlık ve refaha ulaşabilmelerini etkileyen başlıca etkenler; cinsellik ve cinsel yaşam hakkında kapsamlı ve kaliteli bilgiye erişim; karşılaşabilecekleri riskler ve korunmasız cinsel ilişkinin olumsuz sonuçlarına karşı maruz kalma olasılıkları hakkında bilgi; cinsel sağlık hizmetlerine erişim imkânı ve cinsel sağlığı destekleyen ve teşvik eden bir ortamda yaşamaktır.
Cinsel davranışlar çok büyük bir çeşitlilik gösterir ve çeşitli faktörlerin karmaşık etkileşimleri tarafından belirlenir. Bu faktörlerden bazıları; Kişilik özellikleri, sosyoekonomik yaşam koşulları, içinde yaşanan kültür, bireyin biyolojik yapısı, bireyin genel benlik algısı, yaşam döngüsü boyunca cinsellikle ilgili yaşanan gelişimsel deneyimler, insan ilişkileri ile özellikler olarak sayılabilir.
Cinsel İşlev Bozukluğu Ne demektir?
Cinsel işlev bozukluğu, bir kişinin veya çiftin cinsel aktiviteden tatmin duymasını engelleyen herhangi bir sorun olabilir.
Cinsel İşlev Bozukluklarını tanımlamanın ve psikiyatrik olarak sınıflandırmanın önündeki en önemli zorluklardan biri, anormalliğin nasıl tanımlandığı ve bunu kimin tanımladığıdır.
Bu nedenle, klinik uygulamada cinsel işlev bozukluklarını net kategorilere ayırmak genellikle zordur. Bu bozuklukların fiziksel ya da psikolojik bir temeli olsa da, çoğu zaman klinik psikiyatri alanına tam olarak uymazlar. Dahası, birçok klinik ortamda, bu sorunların bir kısmı ürologlar veya jinekologlar tarafından tedavi edilmektedir. Dolayısıyla psikiyatri için asıl zorluk, fiziksel ve psikolojik faktörleri bir araya getirip hem bozukluğun nedeninin anlamak ve formüle etmek, hem de tedavi planları geliştirirken bunları etkili bir şekilde bütünleştirmektir.
Bunun yanında, cinsel deneyimin doyumunu ve kalitesini ölçebilecek nesnel bir araç yoktur. Kişinin cinsel deneyiminin sorunlu veya sağlıklı oluşu partnerden partnere değişebilir. Bunun gibi akıl almaz çeşitlilikte öznel ve kişisel bir deneyim olan cinsellikte, neyin normal neyin anormal olduğunu sınıflandırmak büyük zorluklar içerir.
Genel bir tanımla; Cinsel işlev bozukluğu, cinsel aktiviteden zevk ve doyum almayı engelleyen her türlü durumu ifade eder. Ancak yaşanan ruhsal sıkıntı ve işlev bozukluğunun neden ve sonuçları, deneyimin kendi bağlamı içinde tespit edilmeli, anlaşılmalı ve tanımlanmalıdır.
Doğal cinsel işlev, anatomik, fizyolojik, hormonal, nörolojik ve psikolojik etkenlerin karşılıklı ve uyumlu bir etkileşimi ile gerçekleşen bir süreçtir. Bu sürecin herhangi bir nedenle sağlıklı gerçekleşmemesi cinsel uyaranlara cevapların doğal işleyişini bozarak cinsel işlev bozukluğuna (CİB) neden olur.
Cinsel işlev bozukluğu, cinsel cevap döngüsünün herhangi bir aşamasında ortaya çıkabilen bir sorundur ve bu durum, kişinin cinsel aktiviteden tatmin yaşamasını engeller. Neticede cinsel işlev bozukluğu, fiziksel zevk, arzu, uyarılma veya orgazm dahil olmak üzere normal bir cinsel aktivitenin herhangi bir aşamasında bir birey veya çiftin yaşadığı zorluktur.
Cinsel işlev bozukluğu yaygın bir sorundur ve her yaştan herkesi etkileyebilir. Ancak 40 yaşın üzerindeki kişilerde daha yaygındır. Cinsel işlev bozukluğu, insanların %30 ile %40’ını hayatlarının bir döneminde etkiler (https://my.clevelandclinic.org/health/diseases/9121-sexual-dysfunction.01.05.2026).
Toplum örneklemlerinden, erkek orgazm bozukluğu için %0 – 3, ereksiyon bozukluğu için %0 – 5 ve erkeklerde cinsel istek bozukluğu için %0 – 3, erken boşalma için %4 – 5 ve kadın orgazm bozukluğu için %7 – 10 oranında toplum prevalansı tahminleri elde edilmektedir. (Simmons ve ark. Prevalence of Sexual Dysfunctions, Arch Sex Behav. 2001 Apr;30(2):177–219).
Ancak cinsel sorunların yaygınlığını ortaya koymaya çalışan çalışmalar için yöntemsel sorunlar, pek çok kişi bu konu hakkında konuşmaktan hoşlanmaması gibi sorunlar nedeniyle güvenilir sonuçlara ulaşmada güçlük sözkonusudur.
Stres, sağlık sorunları, ilaç kullanımı veya geçmişte yaşanan cinsel travmalar gibi bir çok faktörler buna neden olabilir.
Cinsel İşlev Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?
Cinsel İşlev Bozuklukları, fiziksel veya psikolojik nedenlerden kaynaklanabilir.
Diyabet, böbrek veya karaciğer hastalıkları gibi kronik hastalıklar, kalp ve damar hastalıkları, sinir hasarına yol açan nörolojik bozukluklar, hormonal dengesizlikler, kanser gibi ciddi hastalıklar, alkol ve madde kullanım bozukları, hamilelik, emzirme, menapoz gibi hormonal düzenlemenin değiştiği dönemlerde geçici olarak, antidepresan ve diğer psikiyatrik ilaçlar, kalp damar sistemi ilaçlarından bazıları gibi ilaç tedavileri cinsel işlev bozukluklarının başlıca fiziksel nedenlerini oluşturur.
Yoğun stres veya kaygı (özellikle performans kaygısı), evlilik ve ilişki sorunları, olumsuz beden algısı, cinsel travma veya istismar öyküsü, geçmiş olumsuz cinsel deneyimler ve alışkanlıklar, psikiyatrik bozukluklar (örn: Depresyon veya kaygı bozuklukları) başlıca psikolojik nedenlerdir.
Cinsel İşlev Bozuklukları Nelerdir?
Cinsel işlev bozuklukları dört ana gruba ayrılır:
Cinsel istek bozuklukları: Cinsel istek veya cinselliğe karşı ilgi eksikliği. Bu, herhangi bir tür cinsel faaliyete ilgi duymadığınız anlamına gelebilir.
Cinsel uyarılma bozuklukları: Cinsel faaliyet sırasında fiziksel olarak uyarılma veya heyecanlanma yetersizliği. Cinsel istek duyabilirsiniz, ancak vücudunuz buna tepki vermez. Penisi olan kişilerde bu, ereksiyon olamama anlamına gelebilir.
Orgazm bozuklukları: Orgazmın (doruk noktasına ulaşmanın) gecikmesi veya olmaması. Arzu ve uyarılma hissedebilirsiniz, ancak orgazm olamayabilirsiniz.
Ağrı bozuklukları: Cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı, cinsel ilişkiye girmek istememenize neden olur.
Uluslararası Tanı rehberlerinde tanımlanan Erkek Cinsel İşlev Bozuklukları şunlardır:
Erken Boşalma
Eşli bir cinsel faaliyet sırasında, sürekli ya da yineleyici olarak, vajinaya girdikten sonra yaklaşık bir dakika içinde ve kişinin isteğinden önce boşalma durumunda, eğer bu sorun Bu durum, en az altı aydır sürmekte ise ve klinik acıdan belirgin bir ruhsal sıkıntıya neden oluyorsa patolojik kabul edilir.
Erken boşalma tanısı, vajinayı kapsamayan cinsel etkinliklerde bulunan kişilere de konabilirse de, bu tür cinsel faaliyetler için belirli bir süre ölçütü belirlenmemiştir.
Prostat sorunları, tiroid, prolaktin vd. cinsiyet hormonları gibi hormonal bozukluklar bu soruna neden olan başlıca fiziksel nedenlerdir.
Bunun yanında performans kaygısı ve yoğun stres de sıklıkla erken boşalmaya yol açan psikolojik nedenlerdir.
Geç Boşalma:
Eşli yaşanan her cinsel etkinlikte ve genel olarak neredeyse her cinsel etkinlikte (yaklaşık dörtte üçünde), kişi bir gecikme olmasını istemiyorken yaşanan, belirgin olarak boşalmanın gecikmesi, seyrekliği ya da yokluğunu ifade eder.
Diyabet, nörolojik hastalıklar, mesane ve prostat sorunları, depresyon ilaçları ve diğer psikiyatrik tedavide kalp hastalıkları tedavisinde kullanılan ilaçlar gibi ilaç tedavileri, ileri yaş gibi nedenler de geç boşalmaya neden olabilir.
Sertleşme Bozukluğu
Her cinsel etkinlikte ya da neredeyse her cinsel etkinlikte veya yaklaşık dörtte üçünde; aşağıdaki üç belirtiden biri yaşanıyorsa;
-Cinsel etkinlik sırasında sertleşme (ereksiyon) sağlamada belirgin güçlük çekme,
-Cinsel etkinliği bitirene dek sertleşmeyi (ereksiyonu) sürdürmede belirgin güçlük çekme,
– Penis sertlik düzeyinde belirgin azalma,
Sertleşme bozukluğu tanısı konur.
Sertleşme bozukluğu psikolojik nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, diyabet, yaşın ilerlemesi, kalp-damar hastalıkları, tütün ve alkol kullanımı ve fiziksel aktivite düzeyinin azalması gibi fiziksel nedenlerle de ortaya çıkabilir.
Erkekte Düşük Cinsel İstek Bozukluğu
Cinsel icerikli düşüncelerin ya da hayallerin ve cinsel faaliyet için isteğin, sürekli ya da yineleyici olarak az olması ya da olmaması durumudur.
Erkekte düşük cinsel istek bozukluğu değerlendirilirken, klinisyen kişinin yaşı ve yaşamındaki genel toplumsal-kültürel durum gibi cinsel işlevselliğini etkileyebilecek etkenleri göz önünde bulundurarak böyle bir tanı koymalıdır.
Uluslararası Tanı rehberlerinde tanımlanan Kadın Cinsel İşlev Bozuklukları şunlardır:
Kadında Orgazm Bozukluğu
Her cinsel etkinlikte ya da yaklaşık dörtte üçünde; Orgazm olmada belirgin gecikme, belirgin orgazm seyrekliği ya da yokluğu veya orgazm duyumlarının çok düşük yoğunlukta olması durumunda kadında orgazm bozukluğu tanısı konur.
Orgazm bozukluğunun, diğer cinsel işlev bozukluklarıyla ortak olan fiziksel ve psikolojik nedenlerin yanında, bir kadının kültürel veya dini inançları gibi sosyokültürel faktörler de orgazm bozukluğunun ortaya çıkmasında bir etken olabilir.
Örneğin, bir kadın, bir kadının cinsel ilişkiyi aramaması veya bundan zevk almaması gerektiği inancıyla yetiştirildiği, kadın cinselliğini olumsuz değerlendiren baskıcı ve katı sosyo-kültürel toplumlarda yetişmiş kadınlarda orgazm bozukluğu, psikoseksüel gelişim sürecinin yapısal bir unsuru gibi gelişebilir.
Bu yapıdaki toplumlarda psikoseksüel gelişimini yaşayan kadınların zihnindeki kalıplar, kadının cinsel ilişkiden zevk almaktan dolayı utanç veya suçluluk hissetmesine yol açar. Bu durum cinselliğin diğer aşamalarını olduğu gibi, orgazmı da olumsuz etkiler.
Kadında Cinsel İlgi/Uyarılma Bozukluğu
Aşağıdakilerden en az üçünün varlığı ile kendini gösteren, cinsel ilgi/uyarılmanın
yokluğu ya da belirgin olarak az olması:
– Cinsel etkinliğe karşı ilgisizlik ya da çok az ilgi gösterme,
-Cinsel içerikli düşüncelerin ya da hayallerin olmaması ya da çok az
Olması,
-Cinsel etkinliği başlatmama ya da çok az başlatma, eşinin başlatma girişimlerine karşılık vermeme,
-Her cinsel karşılaşmada ya da yaklaşık dörtte üçünde, cinsel etkinlik sırasında, cinsel coşku/hoşlanma olmaması ya da cok az olması,
– İcten ya da dıştan gelen hiç bir cinsel simgeye (örn. yazılı, sözel ya da
görsel) karşı cinsel ilgi/uyarılmanın olmaması ya da çok az olması,
– Her cinsel karşılaşmada ya da yaklaşık dörtte üçünde, cinsel etkinlik sırasında, cinsel organlarda ya da cinsel organların dışında bedende bir duyum olmaması ya da çok az olması, durumunda kadında cinsel ilgi/uyarılma bozukluğu tanısı konur.
Orgazm bozukluğu bölümünde tarif edilen, kadında cinselliği, cinsel istek duymayı utanç ve suçluluk duyulacak bir durum olarak kabul eden baskıcı ve katı toplumsal yapıların kadınların cinsellik deneyimine etkisi sonucu cinsel istek ve uyarılma bozukluğu ortaya çıkabilir.
Cinsel Organlarda-Pelviste Ağrı/İçe Girme (penetrasyon) Bozukluğu
Aşağıdaki durumlardan birinde ya da bir coğunda, sürekli ya da yineleyici
güçlük cekme:
-Cinsel birleşme sırasında vajinaya girme,
-Vajinaya girme ya da girme girişimleri sırasında cinsel bölgede (vulvovajinada) ya da
Alt karın bölgesinde (pelviste) belirgin ağrı duyma,
-Vajinaya girme eyleminin gercekleşeceği beklenirken ya da vajinaya girme sırasında ya da girilmesinden dolayı, vulvovajinada ya da pelviste ağrı duymayla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duyma,
-Vajinaya girme girişimi sırasında pelvis tabanı kaslarını çok germe ya da sıkma,
Semptomlarının varlığında tanı konur.
Cinsel ilişkinin ağrılı olması, tıbbi adıyla dispareni, cinsel bölgede kuruluk, tahriş, travma ve nefeksiyonlar gibi fiziksel nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, psikolojik nedenlerle de ortaya çıkabilir. Yüzeysel olabilir, bu durum tıbbi olarak vulvodini olarak adlandırılır veya derin ağrı tarzında olabilir.
Vajinismus, vajina çevresindeki kasların, içine girmeye çalışan bir şeye tepki olarak kontrolsüz bir şekilde gerilmesi veya kasılması durumudur. Bu kas spazmları rahatsızlık ve ağrıya neden olabilir ve tamamen kontrol dışıdır.
Vajinismusun kesin nedenini bilinmemekle beraber, vajinismusta cinsel ilişkinin acı verici olacağına dair korku ve cinsel penetrasyon (giriş) girişiminde bulunduğunda pelvik taban kaslarının otomatik olarak kasılmasına neden olan bir durum söz konusudur. Bu durum, genellikle korku, kasılma ve ağrıdan oluşan sürekli bir döngüye yol açar.
Vajinismusa ve bu döngüye; yaşanan olumsuz bir deneyim (jinekolojik muayene veya vajinal doğum sırasında yaşanan, ağrılı bir cinsel deneyim, Cinsel saldırı veya istismar, vd.), cinsel ilişkiye girme konusunda duyulan kaygı veya korkular, cinsel ilişki ile ilgili öğrenilmiş olumsuz inançlar veya duygular, mantar enfeksiyonu veya ameliyat gibi nedenlere bağlı fiziksel pelvik ağrı gibi çeşitli zihinsel ve fiziksel faktörler katkıda bulunabilir.
Alkol, Uyuşturucu Maddeler ve İlaç Tedavileri Cinsel İşlev Bozukluğuna Neden Olur Mu?
Klinik açıdan belirgin bir cinsel işlev bozukluğunun baskın olduğu bir durumda, sürecin öyküsü, fizik muayene ya da laboratuvar bulgularından elde edilen kanıtlar; cinsel işlev bozukluğunun bir maddenin yarattığı sarhoşluk veya yoksunluğu sırasında ya da bir ilaç aldıktan sonra gelişmiş olduğunu göstermekte ise bu durumda cinsel işlev bozukluğu kullanılan madde veya ilaca bağlı olarak değerlendirilir.
Eğer, cinsel işlev bozukluğuna ait belirtiler, madde/ilac kullanımından önce de varsa veya sarhoşluk ya da yoksunluğun bitmesinden sonra dikkate alınır bir süre (örn: bir ay) kalıcı olmuşsa, bu durumda cinsel işlev bozujluğu maddeye ya da ilaca bağlı olmayan, ayrı bir durum olabilir.
Cinsel İşlev Bozukluklarının Tanısında Ve Değerlendirmesinde Ortak Olan Özellikler
Bütün cinsel işlev bozuklukları için, tanı koyarken bazı kriterlerin sağlanması gerekir ve bazı klinik özellikler sınıflandırmada kullanılır. Bu kriterler ve klinik özellikler şunlardır:
-Cinsel işlev bozukluğu, en az altı aydır sürmekte ise ve klinik acıdan belirgin bir ruhsal sıkıntıya neden oluyorsa patolojik kabul edilir.
-Cinsel işlev bozukluğu, cinsel kökenli olmayan bir ruhsal bozuklukla (örneğin depresyon , kaygı bozukluğu gibi) daha iyi açıklanamaz.
-Cinsel işlev bozukluğu ağır bir partner ilişkisindeki bozukluktan ya da kişide gerginlik yaratan önemli başka etkenlerden de kaynaklanmaz.
-Sorun, bir uyuşturucu maddeye, kullanılan bir ilaca ya da başka bir genel sağlık durumu sorununa bağlı değildir.
-Cinsel işlev bozukluğu, yaşam boyu süren yani kişinin cinsel açıdan aktif olduğu dönemin başından beri olabilir veya başlangıçtan beri oldukça olağan seyreden bir cinsel işlevsellik döneminden sonra başlamış, yani edinsel olabilir.
-Cinsel işlev bozukluğu, yaygın olabilir veya durumsal olabilir. Durumsal olduğunda yalnızca belirli tür uyarımlar, durumlar ya da partnerlerle ortaya çıkarken, yaygın olduğunda belirli tür uyarımlar, durumlar ya da partnerlere özgü ve bu durumlarda sınırlı değildir.
-Sorun; kişide yarattığı ruhsal sıkıntı/zorlanma düzeyine göre; ağır, orta derece ve ağır olmayan seviyede olarak değerlendirilir.
Cinsellikle İlgili Mitler Ve Uygunsuz İnançlar Cinselliği Nasıl Etkiler?
Cinsel işlev bozukluklarında cinsel mitleri anlamak ve açıklığa kavuşturmak büyük önem taşır.
Çünkü cinsel işlev bozukluklarında cinsellikle ilgili katı ve uygunsuz inançlar çok yaygındır.
Kişiler, cinselliğin nasıl olması gerektiği ve kendilerinin ya da partnerlerinin nasıl davranması gerektiği konusunda bu işlevsiz inanaçlar ve mitler doğrultusunda beklentiler geliştirebilir. Bazı durumlarda kişiler veya çiftler için, uygunsuz cinsel inançlar veya mitler, bir ilişki içinde sorunlara yol açarak cinsel işlev bozukluğuna neden olabilir veya sorunu şiddetlendirebilir.
Cinsel eğitimin bileşenlerinden biri, kişinin ve partnerinin, kişinin cinsellikten zevk almasını engelleyen cinsel inançları değiştirmesine yardımcı olmaktır. Bunların bazıları hem erkekler hem de kadınlar için eşit derecede geçerliyken, diğerleri bir cinsiyet için diğerine göre daha fazla geçerli olabilir.
Sık görülen cinsel mit örneklerinden bazıları şunlardır:
-Masturbasyon yapmak yanlış/kötüdür.
-Cinselliği kadın başlatmamalıdır.
-Her fiziksel temas seksle sonuçlanmalıdır.
-Seks için cinsel birleşme şarttır.
-İyi seks için fiziksel performans veya kas gücü önemlidir.
-Penisin boyutu seksin kalitesi için önemlidir.
-Cinsellikte erkek lider olmalıdır.
-Pornografi cinselliği artırır.
Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi Nasıl yapılır?
Cinsel işlev bozukluğunun tedavisi, hasta odaklı bir yaklaşımı gerektirir ve klinisyenlerin, tedavi yöntemlerinin seçilmesi ve tedavi protokollerinin oluşturulmasında; kişilerin bakış açısını bilinçli bir şekilde değerlendirmeleri, dikkate almaları ve hastalarının düşüncelerine, duygularına, beklentilerine ve değerlerine saygı göstermeleri önemlidir.
Tedavinin nihai seçimi, kişi veya çiftin tercihine göre yapılmalıdır. Klinisyen, kişiye veya çifte mevcut tedavi yöntemleri hakkında bilgi vermeli ve ihtiyaçlarına uygun akılcı bir seçim yapmalarına yardımcı olmalıdır.
Tedavi öncesi yapılacak değerlendirme, cinsel işlev bozukluğunun türünü veya türlerini belirlemeye yardımcı olarak, tedavi planlamasına temel oluşturur.
Bir sonraki adım, işlev bozukluğunun olası nedenin, yani işlev bozukluğunun fiziksel (organik) kökenli mi, psikolojik kökenli mi yoksa her ikisinin bileşenlerini de içeriyor mu olduğunu saptamaktır. Eğer cinsel işlev bozukluğu fiziksel bir sorun kökenliyse, kişi ilgili uzmanlara sevk edilir ve fiziksel sorun ilgili branş uzmanı tarafından (örneğin üroloji veya Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı gibi) göre tetkik ve tedavi edilmesi sağlanır.
Bazı kişilerde, fiziksel kökenli cinsel işlev bozukluğu olmasına rağmen, bu bozukluğun devam etmesine katkıda bulunan psikolojik faktörlerin de mevcut olması sıklıkla görülen bir durumdur. Bu tür durumlar, psikiyatrist ile ilgili branş hekimleri arasında çok iyi bir işbirliği gerektirir.
Eğer eşlik eden bir psikiyatrik bozukluk mevcutsa, bir sonraki adım cinsel işlev bozukluğunun birincil mi yoksa ikincil mi olduğunun tespit edilmesidir (birincil – psikiyatrik bozukluğun cinsel işlev bozukluğuna yol açması; ikincil – psikiyatrik bozukluğun cinsel işlev bozukluğuna bağlı olması).
Birincil eşlik eden psikiyatrik bozukluğu olan kişilerde, cinsel işlev bozukluklarının tedavisine odaklanmadan önce psikiyatrik bozuklukların öncelikle ve yeterli şekilde tedavi edilmesi gerekir.
Bu bozuklukların tedavisi sırasında, işlev bozukluğunun daha da kötüleşmemesi için ilaç seçiminde özen gösterilmesi önemlidir. Çünkü bazı durumlarda, ilaçların yan etkileri aslında cinsel işlev bozukluğunun azalmasına veya hafiflemesine yardımcı olabilir ( örneğin, erken boşalma eşlik eden bir depresyon vakasında seçic serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) faydalı olabilir) veya uygun ilaç seçilmemesi ilacın cinsel yan etkileri ile cinsel sorunu artırabilir (örn: SSRI gibi ilaçlar cinsel isteksizliğe yol açabilir).
Psikiyatrik bozukluk ikincil ve belirgin değilse, öncelikle cinsel işlev bozukluğu tedavi edilmelidir.
Psikojenik cinsel işlev bozukluğu olan kişilerde, tedavi öncesi değerlendirmede cinsel bilgi düzeyi, ilişki sorunları değerlendirilir.
Tedavi öncesi değerlendirmede önemli bir diğer konu, kişinin veya çiftin motivasyonu ve psikolojik olgunluğu anlamaktır. Tedaviye yönelik motivasyon düşükse veya kişinin/çiftin psikolojik olgunluğu yetersizse, birincil tedavi yöntemi olarak ilaç tedavisi daha uygun olabilir. Ancak tedavi motivasyonu yüksek ve/veya psikolojik olgunluğu iyi olan hastalar, psikoterapi veya ilaç ve psikoterapi kombinasyonu ile tedavi edilmesi daha uygun olabilir.
Tedavinin başlangıcında, klinisyen ve kişi veya çift tarafından üzerinde mutabık kalınan tedavi hedefleri belirlenmelidir.
Cinsel işlev bozukluklarının tedavilerinde kullanılan psikiyatrik yöntemler; Psikoeğitim (cinsel eğitim ve bilgilendirme) ve gevşeme egzersizleri hemen bütün cinsel ilev bozukluklarının tedavisinde ilk aşamada kullanılan genel müdahale yöntemleridir.
Bunun yanında seçilebilecek daha spesifik diğer tedavi yöntemleri psikoterapi, ilaç tedavileri ya da her ikisinin birleşimi (kombine) tedaviler olabilir.
Cinsel işlev bozukluklarının psikoterapi ile tedavisinde; BDT ve özellikle davranış terapileri , psikodinamik piskoterapi, kişilerarası psikoterapi, etkinliği kanıtlanmış başlıca yöntemlerdir. Bunun yanında, genel psikoterapi yöntem ve protokolünün içinde sistematik duyarsızlaştırma, cinsel ilişki yasağı ve cinsel tercihlerin iletilmesine yönelik beceri eğitimi gibi birçok psikoterapi tekniği kullanılır.
İlaç tedavisinde; Hormon eksikliği varsa hormon tedavileri, Fosfodiesteraz inhibitörleri (PDE-5) Örn: sidefanil, vardenafil, tadalafil, vd. gibi sertleşme sorunlarında kullanılan ilaçlar, trazadon, bupropion gibi psikiyatrik ilaçlar; erken boşalma tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılan başlıca ilaç tedavileridir.
Bunun yanında, vakum cihazları, protezler, özel durumlarda cerrahi yöntemler gibi mekanik tedavi seçenekleri tıbbi gerekliliğe göre kullanılan tedavi seçenekleri arasındadır.
