Doç. Dr. M. Sıla YAZAR
Duygudurum Bozuklukları
DOÇ. DR. M. SILA YAZAR

Duygudurum Bozuklukları

Duygudurum Bozukluklarının Temel Ruhsal Alanı Olan “Duygudurum ” Nedir?

Yalın bir yaklaşımla, insan zihninin iç ve dış dünya ile ilişki kurarken çalışan başlıca alanlar duygusal (emosyonel), bilişsel (kognitif), algısal (duyusal) ve davranışsal alanlardır.

Duygudurum, bu temel alanlardan bir tanesi olan, duygusal alana ait bir işlevdir.

Duygusal (emosyonel) alanın diğer bir bileşeni de duygulanımdır (affekt).

Duygulanım ve duygudurum duyguların farklı yönlerini ifade eder.

Duygulanım, yüz ifadeleri, ses tonu, jestler ve beden dili aracılığıyla aktarılır. Böylece insanların bir kişinin hangi ruhsal ve duygusal durumda olduğunu değerlendirebilmesini sağlar. Duygulanımı gözleyerek, bir kişinin memnun, üzgün, tiksinmiş, kızgın, korkmuş, güvende, huzurlu, vb. olduğunu değerlendirebilmek ve anlamak mümkün hale gelir.

Aslında duygulanım insana özgü değildir ve diğer primatların ( insanın da dahil olduğu biyolojik tür) da paylaştığı, bir “diğerinin duygusal durumunu değerlendirme” aracıdır. Bu haliyle duygulanım, sevinç, üzüntü, öfke ve korku gibi temel duyguları diğer bireyin sağladığı ipuçlarıyla gözleyerek anlamamızı sağlar ve aslında sadece primatlarda değil, diğer birçok memeli türünde de iletişimsel bir işlevi yerine getiren temel bir araçtır. Duygulanım genellikle kısa süreli ifadeler olup, anlık duygusal durumları yansıtır.

Duygudurum ise kalıcı duyguları yansıtır; daha uzun süreli olmaları, içsel olarak hissedilebilecek kadar uzun süren ve genelleşen duygusal yaşantıları ve ruh halini ifade eder. Bu haliyle duygudurum, bir olaya veya duruma verilen anlık zihinsel, duygusal, davranışsal tepkiyi değil; genel olarak bireyin varoluşunu ve daha uzun süreli ve genel bir şekilde çevresini algılayış biçimini şekillendiren duygusal arka plandır.

Duygudurum kendini incelikli bir şekilde ortaya koyar ve bu nedenle doğru bir şekilde değerlendirilmesi genellikle profesyonel bir görüşmeci tarafından yapılan yine incelikli bir değerlendirme gerektirir. Bu yüzden psikiyatride, duygudurum muayenesi psikiyatrik muayenenin çok önemli bir parçasıdır.

Duygdurumu ve duygulanımı tanımlamak için kullanılan sıfatlar genellikle şunlardır: mutsuz, üzgün, boşluk duygusu, melankolik, sıkıntılı, gergin, sinirli, kederli, coşkulu, öforik, , neşeli , ve daha pek çok duyguya karşılık gelen pek çok sıfat.

Duygudurum ve duygulanımın anlaşılmasında çok yardımcı olan, benim öğrencilerimin eğitiminde de kullandığım güzel bir benzetme konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir: “Duygudurum mevsim, duygulanım günlük hava durumudur”.

Duygudurum tamamen özneldir; yani biricik bir şeklide her birey için kendine özgüdür. Bu nedenle kişilerin kendi içsel duygularını, ruh halini tanımlamak için kullandıkları kelimeler, klinisyenler tarafından kullanılan teknik terimlerle örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.

Dahası, duygudurumun ifade edilmesi genellikle kültürden kültüre de farklılık gösterir.

Bu nedenle, psikiyatride kişinin duygudurum değerlendirmesini yaparken ve ruh halini tanımlarken en iyisi öncelikli olarak kişinin kendi sözlerini kullanmak, sonra genel bilimsel terminolojiye bu öznel ifadeyi aktarmaktır. Böylece, bu tümüyle öznel, kişisel ve standardize edilmesi mümkün olmayan durumun sağlıklı değerlendirilmesi mümkün olabilir.

Dahası, özellikle kişinin ruhsal sağlığının veya iyiliğinin tam sağlıklı olmadığı durumlarda, içsel duygu ile hakim olan duygusal ton arasında uyumsuzluk olabilir. Bu çelişki, bazen kişinin içsel duygusunun ortaya çıkarmasını istememesinden kaynaklanabileceği gibi, bazen de duyguları ve bunların sinirsel alt yapılarını değiştiren patolojik bir süreçten kaynaklanabilir.

Bütün bu nedenlerden dolayı, duygudurumu ve duygulanımı değerlendirmek, önemli ölçüde klinik deneyim gerektirir.

 

Gündelik normal duygular ve ruh halleri patolojk olanlardan nasıl ayrılır?

Üzüntü ve sevinç gibi normal duygular günlük yaşamın bir parçasıdır ve depresif bozukluk veya mani gibi ruhsal bozukluk durumlarından ayırt edilmelidir.

Üzüntü, ya da depresif ruh hali; kayıp, yenilgi, hayal kırıklığı ve diğer bütün olumsuzluklara karşı verdiğimiz duygusal bir cevap olarak doğal ve evrensel bir insan deneyimidir.

Bu tepki, patolojik değil, durumun gereğine uygun olarak gerekli ve sağlıklı olabilir. Çünkü, örneğin evrimsel açıdan iç kaynakları korumak amacıyla geri çekilmeye imkân tanıyarak uyum sağlamayı amaçlıyor olabilir ya da kişinin duygusal ve sosyal destek ihtiyacı içinde olduğuna işaret eden bir kırmızı bayrak, bir yardım çağrısı olabilir.

Geçici depresif dönemler, belirli durumlara, yaşantılara, yıldönümlerine, vb. tepki olarak psikososyal nedenlerle veya adet öncesi dönemde, doğum sonrası ilk zamanlar sınırlı bir süre boyunca biyolojik nedenlerle ortaya çıkabilir. “Özel bir günün hüznü”, “yıldönümü tepkileri”, “adet öncesi gerginlik ” ve “doğum sonrası hüznü” olarak adlandırılan bu gibi durumlar, başlı başına patolojik değildir; ancak duygudurum bozukluğuna yatkın kişilerde bu doğal tepkiler klinik bir depresyona ilerleyerek ruhsal bozukluk gelişmesine neden olabilir.

Aslında her duygu doğası gereği ikliliklidir/iki uçludur: korku-güven, hüzün-neşe, öfke-sükunet, coşku-durgunluk, umut-umutsuzluk, vb.

Gündelik hayatın doğal akışında bu ikilikli duygusal uçların ortalarında bir yelpazede duygularımız salınım gösterir ve dengelenir. Hiçbir duygu doğası gereği sürekli kalmaz, sadece iki uç arasında salınım gösterir, bir tarafa bir süre daha yakın kalabilir, ardından yeniden dengeye gelir. Bu doğal ruhsal deneyimin doğal akışıdır.

İnsanın duygusal deneyiminin bu doğal halini çok iyi ifade eden bir eser, Mevlana’nın Misafirhane şiiridir:

“İnsan kısmı bir misafirhane,
Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak bir şeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!
Evini acımasızca süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse…

Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü onların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.”

(Mesnevi 5. cilt- 3676: Çeviren: Vehbi Taşar. Coleman Barks “Essential Rumi”)

Duygudurum Bozuklukları Nelerdir?

Depresif Bozukluklar

Distimi

Bipolar ve İlişkili Bozukluklar (Bipolar I, II, Siklotimik Bozukluk)

 

Depresif Bozukluklar

Majör Depresif Bozukluk

Süreğen Depresif Bozukluk ( Distimi )

Premenstrüel Desforik Bozukluk

Madde / İlaç Kullanımına Bağlı Depresif Bozukluk

Başka Bir Tıbbi Duruma Bağlı Depresif Bozukluk

Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu

Belirtilmiş Diğer Depresif Bozukluk

 

Majör depresif bozukluk (MDB)

Genellikle şiddetli şikayet ve bulgularla seyreden, önemli sosyal işlev bozukluğuna yol açan, yaygın bir bozukluktur.

Depresyonun temel belirtileri; düşük ruh hali ya da depresif ruh halidir; yani kalıcı bir umutsuzluk ve üzüntü ve mutsuzluk duygusudur.

Depresif ruh hali, kültüre ve cinsiyete bağlı olarak çeşitli şekillerde ifade edilir.

Depresyonun bir diğer temel bulgusu, “anhedoni” yani kişinin yaptıklarından ve yaşamdan zevk alma yeteneğini yitirmesi ya da kişinin normalde zevk alacağı hoş etkinliklere karşı aşırı bir ilgisizlik göstermesidir.

Enerji düşüklüğü veya yorgunluk depresyondaki diğer temel bulgulardandır. Düşük enerji düzeyine genellikle motivasyon kaybı hissi eşlik eder; bu nedenle, duş almak, giyinmek gibi basit görevler bile depresyondaki bir kişiye aşılmaz bir engel gibi gelir.

Bu üç temel belirti; anhedoni, depresif ruh hali ve düşük enerji genellikle bir arada görülür ve birçok açıdan depresyonu tanımlar.

Depresyonda görülen diğer belirtiler ;

Değersizlik düşünceleri ve hissi, düşük özgüven, aşırı suçluluk duygusu, aşırı düzeyde kendini suçlama, pişmanlık düşünceleri ve hissi,

Bilişsel belirtiler: odaklanma ve hafıza sorunları,

İştah ve kiloda değişiklik; aşırı yeme, kilo alma veya aşırı iştahsızlık ve kilo kaybı

Uyku bozukluğu; uykusuzluk veya aşırı uyku hali

Psikomotor ajitasyon veya retardasyon; psikolojik olarak aşırı gergin ve hareketli veya aşırı durgun ve yavaş olma durumu

Kaygı, sinirlilik, tahammülsüzlük

Bedensel (Somatik şikayetler): örn. sırt ağrısı, baş ağrısı gibi kronik ağrılar, mide-barsak sistemi sorunları, vb.

İntihar düşünceleri veya davranışları

 

Majör depresif bozukluklar son derece yaygındır. ABD’de yapılan çeşitli büyük ölçekli epidemiyolojik araştırmalara göre, depresyonun yaşam boyu prevalans oranı %10–15 civarında seyrederken, yıllık prevalans oranı %3–5’tir. Depresif bozukluklar erkeklere kıyasla kadınlarda e 1,5–2 kat daha fazla görülür.

Depresyonun etiyolojisi (nedenleri); Genetik faktörlerin etkisi yaklaşık %30-40 civarındadır.

Genetik olmayan, çevresel etkenler çoğunlukla ruhsal gelişimin erken dönemlerinde yaşanan olumsuz olaylar, psikososyal stres yaratan yaşam olaylarıdır. Genetik ve çevresel faktörler, doğrusal bir neden-sonuç ilişkisiyle değil, beraber etkileşerek depresyon gelişmesinde rol oynar.

Depresyonla ilgili sayısız teori ve mevcut tüm antidepresan tedavilerin nispeten düşük yanıt oranı, “tek bir depresyon hipotezi” fikrini açıkça çürütmektedir. Depresyon, klinik ve etiyolojik açıdan heterojen bir bozukluktur.

Depresyonun diğer Duygudurum Bozuklukları gibi nörobiyolojisi henüz tam olarak aydınlatılamamış olsa da, bazı yapısal, hormonal ve beyin nörokimyasına ait değişikliklerin rol oynadığı gösterilmiştir.

Stres hormonları; Kortikotropin Salgılatıcı Hormon (CRH), beyin kabuğundaki bölgelerin psikolojik stresi algılamasına yanıt olarak hipotalamus adlı beyin yapısından salgılanır. Bu hormon, hipofiz bezinden kortikotropin salgılanmasını tetikler; bu da böbreküstü bezini uyararak kortizol salgılanmasını sağlar.

HPA (Hipotalamo-hipofizer-adrenal) hattı adı verilen bu sistemde, genel olarak strese verilen zihinsel ve bedensel tepkilerde ve özellikle depresyon gelişmesiyle ilişkili anormallikler görülebilmektedir.

Kortizol, Tiroid hormonu, Büyüme hormonu, Somatostatin depresyonlu kişilerin büyük bölümünde anormallikler görülen başlıca hormonlardır.

Depresyonda Monoaminerjik sistem adlı serotonin, noradrenalin ve dopamin gibi; duygudurum, dikkat, ödül işleme, davranış, uyku, iştah ve bilişsel işlevler dahil olmak üzere çok çeşitli beyin işlevlerinin düzenlenmesinde rol oynayan nörokimyasal aracı sistemde anormallikler mevcuttur.

Monoamin eksikliği hipotezine göre, depresyonun altında yatan patofizyolojik temelin, merkezi sinir sistemindeki serotonin, noradrenalin ve dopamin gibi nöronlarası aracı kimyasalların azalması olduğunu öne sürürlür. Nitekim neredeyse tüm bilinen antidepresanlar, monoamin sistemlerini hedef alır.

Distimi

Uluslararası tanısal sınıflandırmalarda “Kalıcı Depresif Bozukluk” olarak da adlandırılmaktadır.

Depresif belirtilerin iki yıldan fazla (gençlerde 1 yıldan fazla) sürmesi ve büyük ölçüde geçmemesi ve sürekli hale gelmesi ile karakterize bir durumdur.

Distimi sürecinde “çifte depresyon” olarak da adlandırılan şiddetli ve tipik depresyon atakları görülebilir.

 

Bipolar Bozukluk ve İlişkili Bozukluklar

Eski adıyla Manik-Depresif hastalık olarak da bilinen Bipolar Bozukluk, duygudurum, enerji, fiziksel aktivite düzeyleri ve günlük işleri yerine getirme becerisi gibi bir çok zihinsel işlevde olağandışı ve aşırı değişikliklere yol açan bir beyin bozukluğudur.

Bipolar bozukluğun belirtileri, herkesin zaman zaman yaşadığı normal duygusal iniş çıkışlardan farklıdır ve kişinin olağan hayat akışını bozacak kadar ciddi düzeydedir.

Bipolar Bozuklukta dönemler halinde görülen ataklar, duygu, düşünce, enerji ve davranışta belirgin değişikliklerin yaşandığı ve gündelik yaşamı sürdürmeyi etkileyen veya imkânsız hale getiren dönemlerdir.

Genellikle bu atakların belirgin bir başlangıcı ve sonu vardır; günler veya haftalar içinde başlar ve birkaç hafta ya da ay sonra kademeli olarak sona erer.

Bipolar ve İlişkili Bozukluklar adlı duygudurum bozukluğu kategorisi;

Bipolar l bozukluğu

Bipolar ll bozukluğu

Siklotimik Bozukluk

Madde/İlaç Kullanımına Bağlı Bipolar ve İlişkili Bozukluk

Başka Bir Tıbbi Duruma Bağlı Bipolar ve İlişkili Bozukluk

Belirtilmiş Diğer Bipolar ve İlişkili Bozukluk

tanılarını içerir.

 

Bipolar I bozukluk

Bipolar I Bozukluğu, (BPI) esas olarak en az yedi gün süren manik veya karışık dönemlerle ya da kişinin acil hastane tedavisine ihtiyaç duyacağı kadar şiddetli manik belirtilerle karakterizedir.

Genellikle, kişide tipik olarak en az iki hafta süren depresif dönemler de görülür. Mani veya depresyon belirtileri, kişinin normal davranışından önemli ölçüde farklı olmalıdır.

BPI’nin yaşam boyu yaygınlığı yaklaşık %1’dir. Bipolar spektrum bozukluğunun ise (Tip I, Tip II, siklotimi vb. dahil) yaşam boyu yaygınlığı %5 civarindadır.

Bipolar I’in erkeklerde ve kadınlarda yaygınlığı benzerdir, Bipolar II ve hızlı döngülü alt tipler kadınlarda daha yaygındır.

BPI genellikle mani ve depresyon ataklarının zaman içinde tekrar ettiği yaşam boyu süren bir bozukluktur.

Ataklar arasında, bipolar bozukluğu olan birçok kişi semptomsuzdur, ancak bazılarında semptomlar devam edebilir.

Manik Dönemlerde; duygudurum yüksek, coşkulu, neşeli veya sinirli bir ruh hali, manik bir dönemin en belirgin özelliğidir. Hızlı ve durmaksızın konuşma, kolayca dikkatleri dağınıklığı, düşüncelerin hızla akıp gitmesi, hedef odaklı faaliyetlerde artış gösterme manik dönemin tipik klinik özellikleridir.

Mani döneminde BPI bozukluğu olan kişiler, aşırı seksüal aktivite veya aşırı para harcaması gibi dürtüsel davranışlar sergileyebilirler. Aşırı harcama yapma, çeşitli yüksek riskli davranışlar da bu dönemde sıklıkla görülür. Genellikle aşırı güçlülük, büyüklenme, kendini aşırı değerli görme, aşırı özgüven sözkonusudur.

5

Mani sırasında duygudurumla uyumlu; büyüklük sanrıları, kişiye insanüstü güçlere sahip olduğunu söyleyen sesler (örneğin peygamber, özel bir görevi olma, vb.) gibi sanrılar ve halüsinasyonlar tarzında psikotik belirtiler görülebilir.

Hipomani ; maniden daha az şiddetli bir anormal ruh hali yükselişi biçimini ifade eder. Hipomani de kişiler hastalıklarının farkındadır ancak manide genellikle değildir.

Mani tablosu çoğu zaman hastaneye yatırılarak tedavi edilirken, hipomanide hastaneye yatış gerekmeyebilir.

Bipolar bozukluklarda depresyon ve mani veya hipomani bulgularının olduğu karma ataklar da görülebilir.

Bipolar bozukluğun etiyolojisi; Bipolar bozuklukta kalıtımın etkisi, unipolar depresyona göre daha yüksektir. Birinci derece akrabalardan birinde bipolar bozukluk varsa risk %10’dur. Her iki ebeveyninde de bipolar bozukluk varsa risk %50’ye kadar çıkabilir.

Genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da, tek bir nedensel gen yoktur, ancak bazı olası aday genler saptanmıştır.

Psikososyal faktörler rol oynayabilir, ancak tek kutuplu (unipolar) bozukluğa kıyasla daha az önemli olabilir

Ciddi uyku bozuklukları, alkol, madde kötüye kullanımı, steroidler, antidepresanlar gibi ilaçlar tetikleyici rol oynayabilir.

Bipolar II Bozuklukta en az bir majör depresif atak ve tam manik atak yerine daha hafif seyreden en az bir hipomanik atak ile karakterize bir duygudurum bozukluğudur. BPII Bozukluğu olan kişiler genellikle depresif atakları, manik ataklara kıyasla klinik seyirde daha baskın ve daha uzun süreli yaşarlar.

Siklotimik Bozukluk; En az iki yıl boyunca, klinik bulgular açısından tam olarak depresyon veya mani tanı kriterlerini karşılamayan; ancak kişinin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde ve tekrarlayıcı nitelikte hipomani ve depresyon halinde duygudurm dalgalanmaları ile karakterizedir.

 

Bipolar Bozukluk Tedavisi

Bipolar Bozukluk, düzenli ilaç tedavisi ve tıbbi takip gerektiren uzun dönemli bir sağlık sorunudur.

Düzenli tedavi işbirliği sağlandığında atakların önlenmesi ve kişinin üretken ve işlevsel bir şeklide gündelik hayatını sürdürmesi mümkündür.

Ancak düzenli ilaç tedavisine ve tıbbi takibe uyum gösterilmemesi durumunda, tekrarlayan ve çoğu zaman sıklığı ve şiddeti giderek artan ataklar, kişinin iş, özel ve sosyal yaşamında kayıplar yaşamasına yol açacak şekilde işlevselliğini bozabilir. Bu yüzden, Bipolar Bozukluk tedavisinde düzenli ilaç tedavisi tedavinin en önemli ana unsurunu oluşturur. Psikoterapi ve psikososyal uyumu destekleyici terapötik yöntemler, tedavi planlamasında ilaç tedavisi ile atakların stabil hale getirilmesi sonrası uyglanacak ikincil yöntemlerdir.

Bipolar Bozukluk tedavisinde, Lityum, Valproik asit, karbamazepin, lamotrijin gibi duygudurm düzenleyici ilaçların sürekli ve uzun süreli (çoğu zaman yaşam boyu) kullanılır.

Bipolar Bozuklukta tedavi , amaç sağlığı tehdit eden atakları önlemek ve stabilizasyon sağlamak olan hipertansiyon, diabet gibi kronik hastalıkların tedavi stratejileri ile benzerdir.

 

Sinemada Bipolar Bozukluk

Mr Jones: Eric Roth’un yönetmenliğini yaptığı 1993 yılı yapımı olan, Richard Gere, Thomas Kopache, Lena Olin, Delroy Lindo, Anne Bancroft, Bruce Altman’ın rol aldığı film, Manik depresif bir adam olan Jones karakteri üzerinden bu psikiyatrik durumu anlamaya katkı sağlayan bir eserdir.

Umut Işığım (Silver Linings): Yönetmenliğini David o. Russel’ın yaptığı; Bradley CooperJennifer Lawrence ve  Robert De Niro ‘nun rol aldığı 2013 yapımı film, Bipolar Bozukluğu olan başkahramanın yaşadıkları üzerinden bu ruhsal hastalığa insancıl bir bakış getiriyor.

Saatler (Hours) : Stephan Daldry’nin yönetmeni ve Nicole KidmanJulianne MooreMeryl Streep’in oyuncu kadrosunu oluşturduğu 2003 yapımı bu filmde ; ünlü İngiliz yazar Virginia Woolf’un yaşadığı ağır depresyonu anlatırken depresyon tablosunu anlamamızı sağlayan bir eserdir.

 

1      2

Silver Linings , 2012                                                Mad Love , 1995

 

3 4

 

Mr Jones , 1993

Gizliliğinize değer veriyoruz

Tarama deneyiminizi geliştirmek, kişiselleştirilmiş reklamlar veya içerikler sunmak ve trafiğimizi analiz etmek için çerezler kullanıyoruz. "Tümünü Kabul Et"e tıklayarak çerez kullanımımıza izin vermiş olursunuz.

Çerez Politikası
×
Logo-Son-2
Hakkımızda
Estetik Cerrahi
Plastik Cerrahi
Ameliyatsız Estetik
Basında Biz
İletişim
Tanıtım Videosu
Ana-Sayfa-Şükrü-Hoca
Hakkımızda

1992’de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Şükrü Yazar, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanındaki uzmanlık eğitimini 2001’de İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladı.
İhtisası döneminde İngiltere Cambridge – Addenbrooke’s Hospital’da, Aylesbury- Stoke Mandeville Hospital’da ve İskoçya Glasgow’da bulunan Canniesburn Hospital’da Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanında eğitim aldı.

Daha Fazla Oku
İletişim