Bir gencimizi daha şiddete kurban verdik.
Duyguların tarifi yok, bu acıyı hiçbir kelime ve terminoloji karşılayamaz.
Toplumda bir şiddet sorunu olduğunu tespit etmek, analiz etmek ve çözmek üzere acilen harekete geçmek için, hem sivil toplum hem de yasal otoriteler olarak daha kaç canın kaybedilmesini bekleyeceğiz?
Sivil toplum olarak infial etmek, duygusal bir kaosun içinde savrulmak ve sonra da unutmak dışında ne yapacağız?
Mesela aşağıdaki acil cevap ve çözüm bekleyen soru ve sorunlara ne zaman odaklanacağız:
Gençler ve çocuklar arasında sokak şiddeti, çete kültürü, akran zorbalığı ve şiddetin diğer bütün tiplerinde mevcut durum nedir?
Kadına şiddet başta olmak üzere bizim toplumumuzda hali hazırda toplumsal bir acil sorun olan bütün şiddet türlerinde durum nedir?
Şiddet davranışını inşa eden unsurlar nelerdir? “Suç” davranışı açısından Hukuk- ceza sistemine ait unsurlar, “ şiddet davranışı” açısından psikolojik, sosyolojik ve politik unsurlar nelerdir?
Önleme için acil, kısa ve uzun vadeli alınması gereken tedbirler, yapılması gereken her türlü düzenlemeler nelerdir?
Bu konu böylece uzar gider.
TBMM ‘nin asayiş gibi en temel vatandaşlık hakkımızı sağlamak için acilen bu konuyu gündeminin merkezine koyması gereklidir.
Bu ve benzeri sorulara acilen ilgili alanlardan uzmanlardan oluşturulacak bir kurulun öncülüğünde bilimsel, tarafsız, politize etmeden, kutuplaştırmadan, siyasi malzemeye dönüştürmeden cevaplar bulunması, bu cevaplardan önleme için yol haritaları oluşturulması gerekir.
Pandemi döneminde yaşanan olağanüstü durum için bir uzmanlar kurulu ile, COVID-19 pandemisi gibi ciddi bir soruna bu kurul rehberliğinde ülke genelinde yaygın, örgün ve sürekli bir takip ve yönetme sistemi oluşturulmuştu. Siyasi irade bu acil toplumsal sorun karşısında sorumluluğunu bu şekilde yerine getirmişti.
Siyasi iradenin “Toplumsal Şiddet” sorunu için de benzer bir yaklaşımı acil olarak hayata geçirmesi gerekiyor.
Aksaklıkları verilerle açıkça ortaya konan mevcut hukuk sisteminin, eğitim sisteminin, sorumlu ve etik kamu yayıncılığından yoksun her türlü medya ve yayıncılık ağının ve daha bir çok şiddeti inşa eden bileşenin, tarafsız ve yetkin bir uzmanlar kurulu rehberliğinde saptanması, çözüm yöntemlerinin belirlenmesi ve çözüm için gereken müdahalelerin siyasetler üstü ortak bir irade ile hayata geçirilmesinden daha önemli ve acil ne gibi bir iç siyaset gündemi olabilir?
Gencecik canlarımızı önlenebilir, hatta önlenmemesi kabul edilemez durumlar nedeniyle kaybetmekten daha önemli ve acil ne sorunu olabilir bir toplumun?
Canı korumaktan daha öncelikli siyasi icraat ne olabilir?
Sivil toplum olarak duygusal kaostan ayrışıp akılcı bir yerden bu soruları/hesapları sormak hayat memat meselesi bizim için.
Şiddet sorununu bireysel bir “duygu yönetme güçlüğü” vb. psikolojik yaklaşımlarla açıklamaya kalkmanın imkânsız olduğunu biliyoruz. Tam aksine, bu nitelikte bir davranış bireyden topluma değil, ancak toplumdan bireye doğru bir değerlendirme yaparak anlaşılabilir.
Toplumsal değerlendirme ise sosyal, politik, kriminal bütün kapsamları ile tamamen bilimsel ve objektif bir yaklaşımla yapılmalıdır ki bireyin psikolojisinde şiddeti üretenin ne olduğunu anlayabilelim ve doğru müdahalelerle önleyebilelim.
Şiddetin yalnızca ülkemizde değil, küresel olarak da yaygınlaştığını gösteren veriler şiddeti üreten toplumsal sorunların büyük bir resmin içinde de değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Karşı karşıya kaldığımız durumlarda, sorun bireysel bir şiddet davranışıymış gibi üzerine yorumlar yapmanın, psikoloji, psikiyatri ve davranış bilimleri bilgilerini işe yaramaz hale getirmekten başka bir şey olmadığı görüşündeyim.
Ruh sağlığı profesyonelleri olarak şiddet sorununun tespiti ve çözümü için doğru konumda ve aktif olmanın, etik olarak Sevgili Atlas’a, Ahmet’e ve şiddete kurban verdiğimiz nice canımıza ve sevenlerine karşı boynumuzun borcu olduğuna inanıyorum.
Asayişin sağlanması en temel vatandaşlık hakkımız. Bu hakkımızın korunmasına yönelik olarak siyasi irade, ortak bir tavır içinde, şiddeti tıpkı pandemi gibi toplumu tehdit eden ciddi bir sorun olarak tanımlamalı ve acilen bir çözüm seferberliği başlatılmalıdır.
Sivil toplum olarak öfkemiz akılcılığın rehberliğinde bize yol göstermelidir. Böylece siyasi otoriteyi harekete geçirmeli ve sürekliliği sağlayacak şeklide takipte kalmalıyız. Bu tür durumlarla karşılaştığımızda verdiğimiz işlevsiz toplumsal refleks kalıplarımızın değişmesini sağlamalıyız.
“Başka canımız yok” hareketi bu sağlıklı sivil toplum refleksinin çok değerli bir örneğini verdi ve herkese ilham oldu. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
Son söz olarak şiddete kurban verdiğimiz başta Atlas olmak üzere, Ahmet ve nice canlarımıza Allah’tan rahmet, sevenleri için bu acıya dayanma gücü dilerim.


