Doç. Dr. M. Sıla Yazar

  • Psiko-deyim
  • Sıla Yazar Instagram
  • Anasayfa
  • Hakkımda
    • Özgeçmiş
    • Bilimsel Etkinlikler
    • Kliniğimiz
  • Psikiyatride Kullanılan Tedavi Yöntemleri
  • Psikiyatrik Bozukluklar
  • Blog
    • Psikiyatristin Terapi Notları
    • Psikiyatrist Gözünden
    • Psiko-deyim
  • Bize ulaşın
  • Anasayfa
  • Sıla Yazar Instagram

Sıla Yazar Instagram

Sıla Yazar Instagram

drsilayazar

Psikiyatrist Psikoterapist Akademisyen
▪️EABCT sertifikasyonlu psikoterapist
▪️Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi

Psikolojik esneklik, insanda var olan ya da olmaya Psikolojik esneklik, insanda var olan ya da olmayan yapısal bir özellik değildir. 

Aksine, herkesin öğrenebileceği ve pratik ederek kazanabileceği bir beceridir. 

Psikolojik esneklik becerisi, ruh sağlığı ve ruhsal iyiligi sağlamada, bütün diger psikolojik becerilerin neredeyse hepsinden daha önemlidir.

Steven C. Hayes
@drstevenchayes

#PsikolojikEsneklik #RuhSağlığı #Ruhsalİyilik #Psikiyatrist #Psikoterapist
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2014 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, Japon kadınlar günde yaklaşık beş saat ev işi yaparken, Japon erkekler günde sadece bir saat ev işi yapıyor. Ülke, çalışan annelere yeterince destek sağlamadığı için de eleştiriliyor. Bu araştırmanın verilerine göre  kadınların yaklaşık %70'i ilk çocuklarını doğurduktan sonra iş hayatından ayrılıyor. Bu çalışmanın sonuçlarına, Japon yetkililer duyarsız kalmadı ve bu duruma  bir kampanya ile kamuoyunun dikkatini çektiler. 

Bu amaçla, üç Japon vali, Kyushu Yamaguchi İş-Yaşam Dengesi Teşvik Kampanyası ile işbirliği yaparak, Japon erkeklerini evde eşlerine yardım etmeye teşvik eden bir video hazırladı. 

Videoda, Miyazaki Valisi Shunji Kōno, Yamaguchi Valisi Tsugumasa Muraoka ve Saga Valisi Yoshinori Yamaguchi, hamileliğin son dönemini simüle etmek amacıyla 7,3 kg ağırlığındaki hamilelik yeleklerini giyerek gündelik hayatı sürdürmeyi deneyimlediler. Bu deneyim sayesinde, çok sıradan gibi görünen çorap giymek veya market alışverişini eve taşımak gibi  işleri dahi yapmakta zorlanıyorlar.

Böylece, kadınların deneyimlerini birinci elden yaşayarak, iş-yaşam dengesini sürdürmede kadınların cinsiyete özgü güçlüklerini anlamak ve desteklemeyi  görünür kılan bu önemli kamuoyu çalışması, ülkedeki erkekleri kadınlar için daha sürdürülebilir bir iş-yaşam dengesi kurmaya teşvik eden bir mesaj veriyor.

@businessbulls.in, #İşYaşamDengesi #JaponyaİşYaşamDengesiTeşvikKampanyası #HamilelikteKadınlarınİşYükü #Psikiyatrist #Psikoterapist
7 Nisan Dünya BDT Günü: Düşünce, Duygu ve Davranış 7 Nisan Dünya BDT Günü: Düşünce, Duygu ve Davranış Döngüsünde Bilimsel Yaklaşım
Ruh sağlığı disiplinleri içerisinde kanıta dayalı başarısı en yüksek ekollerden biri olan Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bireyin içsel dünyasını yapılandırmada sistematik bir model sunmaktadır. 7 Nisan Dünya BDT Günü vesilesiyle, bu terapi modelinin işleyiş mekanizması ve psikolojik esenlik üzerindeki belirleyici rolü üzerinde durulması hedeflenmektedir.

BDT Modelinin Temel Bileşenleri:

Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Bireyin olayları algılama biçimini şekillendiren "otomatik düşünceler" ve "disfonksiyonel şemalar", BDT sürecinde objektif bir veri süzgecinden geçirilmektedir. Gerçekçi olmayan bilişsel çarpıtmaların tespit edilmesi, duygu durumundaki iyileşmenin temelini oluşturmaktadır.

Duygu ve Davranış Etkileşimi: Davranışçı müdahaleler aracılığıyla, bireyin kaçınma davranışları ve uyumsuz tepkileri üzerinde çalışılmaktadır. Bu süreçte maruz bırakma (exposure) ve aktivasyon teknikleri kullanılarak, zihinsel şemaların davranışsal çıktılarla yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Psikoeğitim ve Özerklik: BDT, sadece semptom yönetimine odaklanmakla kalmayıp; bireye kendi bilişsel süreçlerini gözlemleme ve düzenleme becerisi kazandırmaktadır. Terapi süreci, hastanın "kendi kendisinin terapisti" olma yetkinliğine ulaştığı profesyonel bir iş birliği olarak tanımlanmaktadır.

Klinik Etkililik: Depresyon, anksiyete bozuklukları, OKB ve travma sonrası stres bozukluğu gibi geniş bir spektrumda, BDT'nin nöroplastisite üzerindeki olumlu etkileri ve nüks oranlarını düşürdüğü bilimsel çalışmalarla desteklenmektedir.

Zihinsel süreçlerin işlevsel bir zemine oturtulması, sadece bir tedavi yöntemi değil; sağlıklı bir yaşam perspektifidir.

📍 Ruh sağlığında doğru metodoloji, kalıcı iyileşmenin anahtarıdır.

#BDT #BilişselDavranışçıTerapi #Psikiyatri #RuhSağlığı #DünyaBDTGünü
Bir çok kişi, var gücüyle huzursuz eden düşünceler Bir çok kişi, var gücüyle huzursuz eden düşünceleri uzaklaştırmaya veya susturmaya çalışır.
Bazen de huzursuz eden düşüncelere karşı, onların doğru olmadığını, “olumlu zıt ihtimalleri,” kendimize anlatmaya, kanıtlamaya uğraşırız.
Oysa huzursuzluk ve kaygı veren düşünce sarmallarına dolandığımızda bununla baş edebilmek bambaşka bir yöntem gerektirir.
Nedir bu gece uykuya dalarken, sabah gözümüzü açtığımızda veya keyif almak üzere yaptığımız bir aktivitenin tam ortasında bizi alaşağı eden bu ruh halinden kurtulmamızı sağlayacak yöntem?
Bilişsel Davranışçı Psikoterapilerin üçüncü kuşağı olan Kabul Kararlılık Terapi ‘sinin kurucusu Steven Hayes bu yöntemi tanımlayarak yol gösteriyor.
Hayes’in özetlediği bu duygu düzenleme yönteminin çok önemli olduğu görüşündeyim. Bu yöntem sadece klinik kaygının psikoterapi ile tedavisi için değil, aynı zamanda psikopatolojilere zemin hazırlayan aşırı düşünce halleriyle başetmeyi sağlayarak koruyucu ruh sağlığı için de kritik bir önem taşıyor.
Hayes, huzursuzluk veren düşüncelerle baş etme yöntemini şöyle açıklıyor:
“Endişelerimin mantıksız olduğunu biliyorum ama onlara engel olamıyorum. Kendime sakinleşmemi söylemek neden işe yaramıyor?
Çünkü kendinize sakinleşmeyi telkin etmek, kendi zihninizle iddalaşarak bir iddiayı kazanmaya çalışmaktır; bu ise zihnin neredeyse her zaman galip geldiği bir yarışmadır.
Kaygı dolu bir düşünceyle etkileşime girdiğinizde —ona bir karşı argüman üretseniz bile— o düşüncenin varlığını azaltmak yerine aslında ona daha fazla alan açmış olursunuz.
Hala onunla aynı ringdesinizdir. Bir düşüncenin üzerinizdeki baskısını asıl gevşeten şey, tartışmayı kazanmak değil; tartışma alanından tamamen çekilmektir.
'Zihnim şu an kaygı dolu bir düşünce üretiyor' diye fark etmek, o düşüncenin içinde hapsolmaktan çok daha farklı bir deneyimdir.
Düşünce hala oradadır; ancak siz artık onunla bir olmuş, bütünleşmiş halde değilsinizdir. Bulunduğunuz bu huzursuzluk veren düşünceye karşı mesafeli ve ondan ayrışmış konumda, ne yapacağınıza artık siz karar verebilirsiniz.”
@drstevenchayes
#Ruhsalİyilik #KaygıYönetimi #BilişselDavranışcıTerapi #Psikiyatrist #Psikoterapist
Dünya Bipolar Günü'nün hedefi, Bipolar Bozukluğa i Dünya Bipolar Günü'nün hedefi, Bipolar Bozukluğa ilişkin küresel farkındalığı artırmak,  duyarlılığı geliştirmek ve bu psikiyatrik bozukluğa yönelik toplumsal damgalamayı ortadan kaldırmaktır.

Diğer bütün psikiyatrik bozukluklarda olduğu gibi, Bipolar Bozukluğu olan bireyler de  ayrımcılığa maruz kalmadan, toplum içinde doyumlu ve üretken bir birey olarak yaşayabilme becerilerini geliştirmek için desteklenmelidir. 

Dünya Bipolar Günü bu desteği sağlamak amacıyla; Bipolar Bozukluğun damgalanmadan, bilimsel bir bakış açısıyla anlaşılmasını sağlamak üzere  toplumun bilgilendirilmesi, Bipolar Bozuklukla yaşayan bireylerin deneyimlerine ve  ihtiyaçlarına duyarlılığın artırılması, bu bireylerin psikolojik ve  sosyal açıdan desteklenmesi için  ruh sağlığı politikalarının geliştirilmesine yönelik bir çağrı günüdür.

#30martdünyabipolargünü #bipolarbozukluk #psikiyatrikbozukluklar #Psikiyatrist #psikoterapist
Los Angeles'taki bir mahkeme, dünyanın en popüler Los Angeles'taki bir mahkeme, dünyanın en popüler dijital platformlarından Instagram ve YouTube ile ilgili ağır bir karar verdi.

Mahkeme, bu uygulamaların bağımlılık yaptığını ve bu şekilde kasıtlı olarak tasarlandığını; ayrıca sahiplerinin, çocukları koruma konusunda ihmalkar davrandığını hükme bağladı.

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/articles/ckgxzpz955wo

#meta #youtube #sosyalmedyabağımlılığı #psikiyatrist #psikoterapi
Lucy Jones, Annelik ve Anneliğe Geçiş Süreci @bbc Lucy Jones, Annelik ve Anneliğe Geçiş Süreci

@bbcwomanshour 

#Annelik #AnneliğeGeçişSüreci #EbeveynliğeGeçiş #Psikiyatrist #Psikoterapist
Annelik Nedeniyle İşe Ara Veren Kadınlarda İşe Dön Annelik Nedeniyle İşe Ara Veren Kadınlarda İşe Dönüşte Psikolojik Zorlanmayı Öngördürücü Bilişsel Faktörlerin İncelenmesi
Bilimsel Çalışma Daveti

Annelik nedeniyle işe ara veren kadınlarda, işe dönüşü zorlaştıran psikolojik faktörlerin saptanması amacıyla çevrim-içi bir bilimsel çalışma yürütüyoruz.

Çalışmaya üç yaş altı çocuğu olan ve doğum nedeniyle işe ara vermiş kadınlar katılabilir. Çalışmamıza dahil edilmeye uygun şartlarınız varsa katılımınız veya şartları sağlayan kişilerin katılımını sağlamanız konusunda destekleriniz bizim için çok değerli olacaktır.

Çalışmaya şu bağlantıdan katılabilirsiniz veya bu bağlantıyı iletebilirsiniz.

Kadınların çalışma hayatına katılımını desteklemeyi amaçlayan çalışmamıza gösterdiğiniz ilgi ve destek için şimdiden çok teşekkür ederiz.

Bağlantı: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdx1CAs9QA338Oysbtw9N_yG4Z_t2wqQgb6LItBifb2mrUcgg/viewform?usp=header

Çalışmamızın dayanakları ve amacı:
Doğum izninden sonra işe dönüş, kadınların hayatlarında yepyeni bir dönemin başladığı kritik bir zamandır. Doğum sonrası fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan zaten büyük bir dönüşüm yaşayan kadının, hayatında yeni başlayan bu döneme uyumlanmasını eş, aile desteği, ekonomik durum, sosyal güvenlik şartları gibi faktörlerin yanında bireysel psikolojik faktörler de etkiler. Yeni anne olan bir kadının annelikle ilgili yüksek oranda bilişsel hataları, işlevsiz inanç ve tutumları varsa, annelik nedeniyle işe dönmesinde zorlanmasına yol açabilir. Bu süreçte kadınların yaşayacağı psikolojik zorlanma, diğer faktörlerle beraber veya tek başına kadınların çalışma ve işlerini sürdürme kararlarını ve uzun dönemde kariyerlerini etkileyebilir.

Bu nedenle, annelik nedeniyle işe ara veren kadınlarda işe dönüşü zorlaştıran bireysel psikolojik faktörleri saptamak, kadınları işe dönüş için desteklemek konusunda yararlı olacaktır. Hedefe odaklanan ve bilimsel kanıtlara dayanan psikolojik müdahaleler, kadınları annelik sonrası işe dönme döneminde psikolojik faktörlere bağlı zorlanma konusunda destekleyici olacaktır.

#AnnelikNedeniyleİşeAraVerenKadınlardaİşe Dönüş #BilimselÇalışmayaKatılmaDaveti #ÇalışanAnneler #Psikiyatrist #Psikoterapist
Günümüzde teknolojinin ilerlemesine paralel gelişe Günümüzde teknolojinin ilerlemesine paralel gelişen bilimsel çalışmalardaki ilerlemelerle beraber insan beyninin gelişimine dair daha çok şey öğreniyoruz. 

Aşağıdaki yazı, benim de psikoterapi pratiğimde çok severek kullandığım bir metafor olan “beyin mimarisi” ifadesini kullanarak erken dönem beyin gelişimini anlatıyor. 

Bu yazı, kanıta dayalı psikoterapilerde, kişinin hayatının erken gelişimsel dönemlerinde inşa olmuş olan kişisel “zihinsel mimarisini” , nasıl yeniden yapılandırdığını anlamak için çok yararlı bilgiler içeriyor. 

Nitekim kanıta dayalı psikoterapilerde yaptığımız çalışma, kişinin erişkin hayatında ortaya koyduğu değişim niyeti ve gayretinin bilimsel yöntemler ve teknikler ile birleşmesiyle; aşağıda erken dönemde nasıl inşa olduğu etraflıca anlatılan  zihinsel mimarisini restore etmesini ve yeniden yapılandırmasını sağlar. 

Beyin Mimarisini Anlamak: Beyin Mimarisinin Temelleri Nasıl Atılıyor? 

İnsan beyninin gelişimi, rastgele bir süreç değildir. Doğum öncesinde başlayan ve yetişkinliğe kadar uzanarak devam eden, çevreyle sürekli etkileşerek ilerleyen dinamik bir inşa sürecidir. Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirilen beyin  araştırmaları, beyin mimarisinin "aşağıdan yukarıya" ve  basitten karmaşığa doğru bir sıra izleyerek kurulan bir yapı olduğunu göstermektedir.

Beyin mimarisinin gelişimi sırasında ana yapıtaşları olan sinir hücrelerinin(nöronların) bağlantılarının inşa edilme sürecindeki temel dinamikler nelerdir?

Metnin tamamı için linki bio'da "Psikiyatrist Gözünden" blog linkinde bulabilirsiniz.

https://silayazarpsikiyatripsikoterapi.com/beyin-mimarisinin-temelleri-nasil-atiliyor/

Kaynak: @science, https://developingchild.harvard.edu/key-concept/brain-architecture/

#BebeklikteBeyinGelişimi #DoğumdanSonraİlk12Hafta #EbeveynTutumu #BebekleEtkileşim #Psikiyatrist
Teknolojiyle iç içe olduğumuz bir çağda yaşıyoruz. Teknolojiyle iç içe olduğumuz bir çağda yaşıyoruz. Telefon veya bilgisayar başında geçirdiğimiz süreler artık sadece birer “alışkanlık” olmaktan çıktı, neredeyse var olma halinin doğal ve vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

Peki, ekran başında geçen saatler zihnimizi nasıl etkiliyor?
Ekranla ilişki halinde olmak beynimizdeki “ödül merkezi”ni tetikleyerek bir “haz alma” hali yaratır, ancak bu geçicidir. Sosyal medyadaki her beğeni, her yeni bildirim, kısa süreli ve sürekli akış, dikkatimizi tutmaya göre oluşturulmuş algoritmaların sunduğu kesintisiz içerik tekrarlandıkça bir algı döngüsüne dönüşür.

Beyin bu belirli bir tarzda sürekli maruz kaldığı ve haz duygusunu tetikleyerek biyolojik açıdan ödül merkezini harekete geçiren döngünün içinde adeta kapana kısılır.

Bu sanal kapanın içinde çevreden, yani gerçek hayattan izole oluruz ve gerçek hayatla temastan aldığımız keyif azalmaya başlar. İşte bu noktada teknoloji, bir “alışkanlık” olmaktan çıkıp “bağımlılık” halini alır.

Zihinsel olarak özgürlüğümüzü ve özgünlüğümüzü korumak, ancak sanal dünya ile sağlıklı ve dengeli bir ilişki kurulması ve teknolojiyle aramıza sağlıklı bir mesafe koyulmasıyla mümkündür.

Çağımızda dijital bağımlılığın önlenmesi, sadece bireysel bir tercih değildir. Herkes için ruhsal iyilik ve sağlık açısından tehdit oluşturan bir pandeminin önlenmesi demektir.

Yeşilay’ın Çağrısı: Saat Dokuz, Ekranda Yokuz!
Farkındalık Haftasında, Yeşilay tarafından ekran bağımlılığına dikkat çekmeye yönelik önemli bir uygulama önerildi. Her akşam saat 21:00 ile 21:30 arasında dijital ekranların kapatılması ve bu sürenin zihni dinlendirmeye ayrılması hedeflenmektedir. Bu otuz dakikalık molanın; bildirim seslerinden uzaklaşmak, sevdiklerimizle nitelikli vakit geçirmek ve dijital gürültünün yerini sükunete bırakması için değerli bir fırsat olduğu vurgulanmaktadır.

Metnin tamamı için psikiyatrik bozukluklar linki bio'da.

#psikiyatrikbozukluklar #bağımlılık #ekranbağımlılığı #bağımlılıkfarkındalıkhaftası #psikiyatrist
8 Mart: Bir Kutlama Değil, Adalet Arayışı. Bugün ç 8 Mart: Bir Kutlama Değil, Adalet Arayışı.
Bugün çiçeklerle, kutlama mesajlarıyla veya "kadınlar çiçektir" güzellemeleriyle geçiştirilemeyecek kadar ağır bir gündeyiz.

Çünkü biz biliyoruz ki:
Adalet yerini buluncaya, sokaklar güvenli hale gelinceye ve kadın cinayetleri tamamen duruncaya kadar bugün bizim için kutlanacak bir bayram değil; bir mücadele ve yas günüdür.

Her geçen gün eksiliyoruz. Hayalleri yarım kalan, sesleri susturulan ve sadece kadın oldukları için hayattan koparılan her bir kız kardeşimizin acısını yüreğimizde taşıyoruz.

Hatırlatıyoruz:
8 Mart’ın ruhu, kadınların can güvenliği ve eşit hakları için verdikleri emek mücadelesinden doğmuştur. Bugün o mücadele, en temel hak olan "yaşam hakkı" için devam ediyor.

Yasımızla, öfkemizle ve bitmeyen adalet arayışımızla buradayız. Tek bir kadının bile eksilmediği bir dünya inşa edene kadar;

Kutlamıyoruz. Mücadele ediyoruz.

#8Mart #DünyaKadınlarGünü #KadınCinayetleriniDurduracağız #Adalet #İstanbulSözleşmesiYaşatır
Yeşilay haftasında madde kullanımı Bağımlılık bir Yeşilay haftasında madde kullanımı

Bağımlılık bir seçim değil, bir psikiyatrik bozukluktu
Alkol ve madde bağımlılığını sadece bir “irade sorunu” olarak görmek, bu biyopsikososyal yönleri olan çok boyutlu sorunu anlamamızı zorlaştırır. Bağımlılığı beynin işleyişini ve yapısını değiştiren, psikolojik olarak düşünce duygu davranış örüntüsünde ciddi bozulma yaratan kronik bir psikiyatrik bozukluktur.

Beyin işleyişinde, Ödül Döngüsü sisteminde nörokimyasal ve yapısal değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler sonrası beynin bu bölgesinde artık doğal beyin işlevleri sürdürülemez ve doğal işleyişin sürmesi alkol veya madde kullanımına bağlı hale gelir. Ancak giderek artan miktarlarda maddeye ihtiyaç olduğundan, uzun vadede madde alınsa bile doğal beyin işleyişi sürdürülemez hale gelir.

Bu durum muhakeme, karar verme yetisinde bozulma , dürtüleri kontrol etme gibi işlevlerde zamanla artan ciddi düzeyde bozulmaya yol açar. Bu yüzden kişi, maddenin kendisine zarar verdiğini bildiği halde kullanımı durdurmakta büyük zorluk yaşar. Bu, beyin işlevlerinde bozulmanın yol açtığı biyolojik bir sonuçtur ve bağımlılık döngüsünü devam ettirir.

Bunun yanında kişinin iş, okul veya evde rol yükümlülüklerini yerine getirememesine neden olur. Örneğin, madde kullanımıyla ilgili tekrarlanan devamsızlıklar veya düşük iş performansı; çocukları veya ev işlerini ihmal etme gibi durumlar yaşanabilir. Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda madde kullanmakta ısrar ederek riskli davranışlara yol açar. Örneğin, madde kullanımı nedeniyle zihinsel yetenekleri bozulmuş halde araba kullanmak gibi.

Alkol Madde kullanımının etkisiyle, insan ilişkilerinde sosyal hayatı ciddi ve kalıcı sorunlara rağmen madde kullanımına devam eder. Örneğin, eşle tartışmalar, başkalarıyla fiziksel kavgalar gibi

Tekrarlayarak sürüp giden bu süreç kronik hale gelir ve böylece alkol madde kullanımı kişinin ruh sağlığında ve hayatında iş, akademik hayat, özel ve sosyal hayatta ağır kayıplara yol açar.

Alkol Madde kullanım bozukluklarında tedavi ve iyileşme mümkündür.

#yeşilayhaftası #maddekullanımı #bağımlılıkhastalığı #psikiyatrist #psikoterapist
Günlük hayatta  en temel ihtiyacımız olan yemek ye Günlük hayatta  en temel ihtiyacımız olan yemek yeme, aynı zamanda sosyal hayatta da hepimiz için vazgeçilmez bir bir araya gelme vesilesi.

Aslında hem en temel biyolojik ihtiyacımızlarımızdan biri, hem de en önemli sosyalleşme aracı olan olan yemek yeme; modern dünyada bir kilo alma, gıda seçme, kalori hesabı sorunu olarak türlü çeşit yönleriyle bir “dert ve yük”e  dönüşmüş durumda. O bildik deyimle, “yediklerimiz bizi yiyor”. Bu bazen sağlıklı beslenme bilincinin çok ötesinde, “takıntılı” bir hal alabiliyor.

Günümüzde bu gerçek, çok yaygın ve yakıcı bir şeklide ortadayken Yeme Bozuklukları Haftası’nda, yeme bozukluklarını aşırı tıbbileştirerek,  bir semptom kümesine ve psikiyatrik bir teşhise indirgeyerek ele almak yetersiz kalacaktır.  Bunun yerine yeme ve gıda alma ile ilgili diğer sorunlu davranışların tümünü, biyolojik-sosyal- kültürel-politik çok katmanlı bir  davranış yelpazesi olarak incelemek isterim.

Biyolojik-sosyal- kültürel-politik bütünsel bir açıdan baktığımızda, sorunlu yeme davranışları ve yeme bozuklukları, yemek yeme ve gıda alma ile psikososyal açıdan sağlıklı bir ilişki kuramamakla ve kendini olduğu haliyle kabul edilebilir olarak algılamamakla ilişkilidir.

Yemek yemekle sağlıklı bir ilişki kurabilmek ve kendini olduğu haliyle kabul edilir algılayabilmek, kişisel psikolojik  unsurların yanı sıra, sosyal ve politik unsurlar tarafından inşa edilmiş zihinsel bir mimariyi iyi anlamamızı gerektirir.

Bu zihinsel mimarinin ana yapıtaşlarını, – özellikle kadınları- dört bir yandan sinsice sarmalayan katı güzellik standartları,  gerçekçi olmayan beklentiler,  fiziksel görüntünün çeşitliliğini  reddederek güzellik kavramını standardize olmaya zorlayan güzellik anlayışı  oluşturur. Bu zihinsel mimari, moda, kozmetik ve diyet endüstrilerinden oluşan güçlü bir endüstri ordusunun ve cinsiyet eşitsizliğinin attığı temelin üzerinde yükselen bir yapıdır.

Yazının tamamına bio'da yer alan "Psikiyatrik Bozukluklar" bağlantısından ulaşabilirsiniz.

#yemebozuklukları #yemebozukluklarınınpsikososyopolitiği #psikiyatrikbozukluklar #psikiyatrist #psikoterapist
24 Şubat - 2 Mart Yeme Bozuklukları Farkındalık H 24 Şubat - 2 Mart Yeme Bozuklukları Farkındalık Haftası

Yeme bozuklukları nedir?

Yeme bozuklukları, kişinin yeme davranışlarında ciddi bozuklukların görüldüğü ciddi psikiyatrik hastalıklardır.

Birçok kişi zaman zaman kilosu veya görünüşü hakkında endişelenebilir, ancak bazı kişilerde  kilo verme, vücut ağırlığı veya şekli ve gıda alımını kontrol etme konuları saplantılı ve tamamen günlük hayatlarını, insan  ilişkilerini ve fiziksel sağlıklarını olumsuz etkileyecek düzeye gelir. Bunlar kişinin kilosu ve görünüşü ile olağan bir meşguliyetin ötesinde bir psikiyatrik durumun,  bir yeme bozukluğunun belirtileri olabilir.

Yeme bozuklukları, yeme konusunda kişisel bir tercih değildir, bir psikiyatrik bozukluktur. Bu bozukluklar kişinin fiziksel ve zihinsel sağlığını olumsuz etkileyebilir ve bazı durumlarda hayati tehlike oluşturabilir. Ancak bilinmelidir ki,  yeme bozuklukları tedavi ile düzelen psikiyatrik hastalıklardır. Bu yüzden, yeme bozukluğu belirtileri varsa, kişinin kişisel tercihi veya  doğal yeme alışkanlıklarıymış gibi yanlış şekilde değerlendirilmesi, tedavi ile düzelebilecek bir psikiyatrik sorunun gözden kaçırılarak kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığının tehlike altına girmesine yol açar.

Yeme bozukluğu her yaştan, ırk ve etnik kökenden ve cinsiyetten insanları etkileyebilir. Sağlıklı görünen insanlar bile yeme bozukluğu yaşıyor olabilir. Yeme bozukluğu olan insanlar zayıf, ortalama ağırlıkta veya fazla kilolu olabilir.

Anoreksiya nervoza’nın yaşam boyu prevalans oranı kadınlarda %4’e, erkeklerde ise %0,3’e kadar çıkabilmektedir. Bulimia nervoza’ya gelince, kadınların %3’üne kadar ve erkeklerin %1’inden fazlası yaşamları boyunca bu bozukluk görülebilir. 

Yeme bozukluğunun kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Araştırmalar, genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin hep beraber etkileşerek yeme bozukluklarının gelişmesinde rol oynadığını ortaya koymaktadır.

Yazının tamamına bio’da yer alan “psikiyatrik bozukluklar” blog linkinden ulaşabilirsiniz.

#yemebozuklukları #yemebozukluklarıhaftası #psikiyatrikbozukluklar #psikiyatrist #psikoterapist
DİKKAT: "GEBER AŞKIM" SPOILER İÇERİR. “Die my lov DİKKAT: "GEBER AŞKIM" SPOILER İÇERİR.

“Die my love” Türkçe’ye çevrilen adıyla “Geber Aşkım”; Arjantin kökenli yazar Ariana Harwizc’in 2012 tarihinde yazdığı,  orijinal adıyla “Matate, Amor” adlı romanından, İskoçyalı kadın yönetmen  Lynne Ramsay’in Enda Walsh ve Alice Birch ile beraber senaryolaştırdığı film. 2025 yılı yapım film yurt dışında bir çok ülkede Kasım 2025’de, ülkemizde ise Ocak 2026 ‘da gösterime girdi. 

Yazar, yönetmen ve senaristlerinin çoğunluğu kadın olan bir ekip tarafından yaratılmış bu eser, bir kadının doğum sonrası anneliğe geçiş sürecinde yaşadığı, giderek ağırlaşan  ruhsal ve sosyal uyum sorunlarını dile getiriyor.

Kadının annelik deneyimi birincil ilgi alanlarından biri olan bir psikiyatrist ve psikoterapist olarak, kadın gözünden annelik deneyiminin oldukça sıradışı bir  açıdan anlatıldığı  bu filmi merak ve heyecanla izledim. 

Bir çok eleştiri yazısında, psikiyatrik tanılar telafuz edildiğine rastladım. Bu tanıların çoğu doğum sonrası depresyon, kimileri Bipolar Bozukluk, çok azı doğum sonrası psikoz idi. 

Her ne kadar filmin açıkça psikiyatrik klinik bir durumu anlatıyor olduğunda hemfikir olsam da, ben bu yazıyı yazarken olabildiğince tanısal etiketlemeden uzak, tanımlayıcı ve anneliği merkezleyen bir yerden bakmaya çalışacağım. 

Mümkün olduğu kadar tabi, ne de olsa serde yıllarca duygudurum bozuklukları ve psikotik bozukluklarla çalışmış bir görüş açısı var 🙂

Metnin tamamı için link bio'da.

#diemylove #geberaşkım #psikiyatrist #psikoterapist #psikiyatri
Sohbet robotlarından akıllı oyuncaklara ve sesli a Sohbet robotlarından akıllı oyuncaklara ve sesli asistanlara kadar yapay zeka, çocukların günlük yaşamlarının bir parçası haline geliyor.

Çocuğunuzun yapay zekayı anlamasına ve çevrimiçi ortamda daha güvenli seçimler yapmasına nasıl yardımcı olabileceğinizi öğrenmek için Unicef'in önerdiği ipuçlarını paylaşıyoruz.

@unicef
https://www.instagram.com/p/DUlcLnJlDFN/

#DahaGüvenliİnternet #AI #YapayZekaveEbeveynlik #Psikiyatri #Psikoterapi Psikiyatrist
Günümüzde 14 Şubat Sevgililer Günü, popüler kültür Günümüzde 14 Şubat Sevgililer Günü, popüler kültürün tüketim kültürü ile kol kola girip, insanın temel ruhsal ihtiyaçlarının en başta gelenleri olan “bağlanma, bağ kurma” ihtiyacına pervasızca yüklendiği bir özel gün olarak yaşanıyor. 
Bu haliyle 14 Şubat, “bağlanma, bağ kurma” meselesinin içinde yaşadığımız çağın toplumsal dinamikleri ve yeni sanal dünya platformları (sosyal medya, yeni medya, yapay zeka vd.) ile epey karmaşıklaştığı günümüzde, Valentine’in “sevgiyi anma” misyonunun çok ötesinde bir yerlerde konumlanıyor. 
Medya platformlarındaki paylaşımların çoğu, tüketimi körüklemek, öznel /mahrem sevgi deneyimini anlık bir şov halinde sergilemek, günün moda ifadesiyle “toksik ilişki”nin bin bir çeşit incelikli manevrasını yapmak vb. gibi amaçlara yönelik olabiliyor. Elbette samimiyetle “sevgiyi anmak” ve bu fırsatla sevgiyi kutsamak da insanların kendini ifade etme amaçlarından bu özel günde. 
Bu açıdan 14 Şubat ile ilgili özellikle vurgulamak ve uyarmak istediğim konu, duyarlı ve kırılgan durumları veya yükleri olan kişilerde özellikle sosyal medyada olmak üzere karşılaşılan içeriklerin, romantik ilişkilerle ilgili yalnızlık, yetersizlik, değersizlik gibi geçmiş veya güncel ruhsal yükleri tetikleyici olabileceğini akılda tutmak. 
Sevgi “emek-zaman” imbiğinden geçirilerek damıtılması gereken sihirli bir iksir. 
Tek “şat” lık,  kafa yapmalık, eğlencelik,  tahakküm kurmalık, kendini yok saymalık,  kontrol etmelik , vb. bir hal değil. 
Cengiz Aytmatov ve Atıf Yılmaz ustaların zihnimize kazıdığı ölümsüz sahnede dediği gibi; “Sevgi emektir” 

#14şubatsevgililergünü #ruhsaliyilik #ruhsağlığı
#psikiyatrist #psikoterapist
"Bir çocuğun omuzlarındaki en ağır yük, ebeveynini "Bir çocuğun omuzlarındaki en ağır yük, ebeveyninin yaşanmamış hayatıdır." 

Carl Gustav Jung

#Psikiyatrist #Psikoterapist #Psikiyatri #Psikoterapi #çocukgelişimi
Mevcut haliyle yapay zeka neden psikoterapinin yer Mevcut haliyle yapay zeka neden psikoterapinin yerini tutamaz?
Psikoterapistler olarak bizlerin, en önemli iyileştirici aracı “terapötik işbirliği” dediğimiz danışan ve terapist arasında kurulan özel bağdır. Bu bağ, yargılamadan, taraf tutmadan, hiçbir duygusal yük taşımadan danışanı anlamayı, onaylamayı, desteklemeyi mümkün kılar.

Terapötik ilişkinin inşa ettiği güvenli ve sağlam zeminde, kişinin kendi biricik hikayesi üzerinden değişimin ve yeniden yapılanmanın yol haritası beraberce oluşturulur.

Ruhsal sorun bu yolla “iyileştirilir”, ihtiyaç duyulan ruhsal destek ve yol göstericilik bu “işbirliği” içinde sağlanır.

Psikoterapi sadece bir “anlattım, rahatladım” deneyimi değildir, insanı değişime yönelttiği için rahatlatıcı olduğu kadar duygusal olarak zorlayıcıdır da.

Bitmeyen bir destek ve onayın konforunu sağlamaz, kişiyi “anlaşılıyorum, yaşadıklarımın bir tarifi var” rahatlamasının yarattığı konfor alanında bırakmaz. Tam tersine duygusal zorlanmaya yol açacak çalışma ve değişim çabaları için danışana güvenli, destekleyici ve yol gösterici bir ortam sağlar. Ruhsal sorunu yaratan zihinsel bileşenlerin değişimi sürecinde yaşanan konfor alanını bırakmanın yarattığı duygusal zorlanmayla, terapist-danışan beraberce bilimsel yöntemler kullanarak baş edecek özel bir dayanışma ilişkisi yaratır.

Yazıda belirtildiği gibi, mevcut haliyle “empatik olmaktan çok dalkavuk bir algoritma olan” YZ için, karşısındaki kişinin duygusal zorluğunun ne olduğunu, neye ihtiyacını olduğunu ve onun iyiliğine olacak şeyin ne olduğunu empatik bir dinlemeyle anlamak, değişim için güvenli bir işbirliği alanı yaratmak ve kişiselleştirerek yol göstermek imkansızdır.

YZ’nin hali hazırdaki yapısıyla (gelecekteki ne olur öngöremeyiz elbette), ruhsal destek için sunabildiği imkanların, sadece bilgi vererek ve hoş tutarak, psikoterapi gibi insan-insana yaşanan benzersiz bir duygusal dayanışmanın yerini tutması, insanın ruhsal ihtiyaçlarına cevap vermesi bu nedenle imkansızdır.

YZ’nin varolan haliyle ruhsal destek “-miş gibi yapan” bir sistem olduğu görülmektedir.

Metnin tamamı bio'da "Psikiyatrist Gözünden" blog linkinde.

#RuhSağlığı #YapayZekaDanışmanlıkRiskleri #Psikoterapi #Psikiyatri
Bu konuda 9 Ocak 2026 tarihinde Times dergisinde, Bu konuda 9 Ocak 2026 tarihinde Times dergisinde, bir BDT terapi türü olan Diyalektik Davranış Terapisi (DDT) terapistleri olan Dr. Shireen Rizvi ve Dr. Jesse Finkelstein tarafından kaleme alınan bir yazı, yapay zekanın ruhsal yardım ve psikoterapi alanında kullanılmasının ne kadar krtitik bir konu olduğu hakkında kapsamlı bir uzman görüşü ortaya koydu. Yazıdaki bazı tespitlerin, kendi psikoterapi ve psikiyatri klinik deneyimlerimle de eşleşen can alıcı noktalarını, aşağıda yaptığım alıntıyla dikkatinize sunuyorum:
“Endişeli veya yalnız hissettiğimizde, rahatlama ve onaylanma arzusu duyarız.  Duygularımızın bir anlamı ve önemi olduğunu ve her şeyin düzeleceğini duymak isteriz. Ancak ihtiyaç duyulan bu duygusal konfor beklentisi, yapay zekadan psikolojik danışmanlık alındığında  bir tuzağa dönüşebilir.
Anksiyete, depresyon veya obsesif kompulsif bozukluk gibi psikolojik sorunlar üzerine yapılan araştırmalar, güvence vermenin  hızlı bir rahatlama sağladığını, ancak uzun vadede kaçınma davranışlarını değiştirmediğinden yaşanan ruhsal sorunun  derinleştiği bir kısır döngüyü beslediğini göstermektedir. 
YZ sonsuz  sabırlı bir arkadaş gibi, bize en çok ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz şeyi, yani anlaşıldığımız hissini, hiç çaba sarf etmeden vererek  bu kısır döngünün adeta otomatikleşmesine yol açar.
Psikoterapi sadece rahatlatıcı değil, aynı zamanda zorlayıcı bir süreçtir. Çünkü etkili bir psikolojik tedavi, terapistin onaylaması ve duygusal desteğinin yanında,  değişimi de sağlamaya yönelik müdahalelerle mümkündür. 
Oysa yapay zeka psikoterapi sürecinin “sadece” bir parçası olan kabul kısmını yerine getirir. Sonsuz bir anlayışla konuşacak, duyguları sorgulamadan yansıtacak şekilde tasarlanmıştır.
İlk bakışta onaylayan destekleyen bir yaklaşım gibi görünen bu tarz YZ cevapları, psikoterapi yöntemleri açısından bakıldığında  bir botun  ruhsal sorunlarla ilgili konularda verebileceği zararın sadece intihar riskini artırmasının yol açtığı felaketten ibaret olmadığını, sonsuz onaylamanın  değişime yol göstermeyen bir atalet haline yol açtığını gösterir. 

Metnin tamamı bio'daki "Psikiyatrist Gözünden" blog linkinde.
#RuhSağlığı #YapayZeka #Psikoterapi #Psikiyatrist
Instagram'da takip et

Bize Ulaşın

Telefon / Whatsapp

 +90 (541) 334 3484

Email

info@silayazarpsikiyatripsikoterapi.com

Adres

Harbiye Mah. Valikonağı Cad.
Marmara Apt. No:16 Kat:1 D:2
34367 Nişantaşı – Şişli / İstanbul

Google Haritalarda açın.

Saatler
Pazartesi–Cuma: 9:00–18:00

Yeni Eklenenler

  • Annelik Nedeniyle İşe Ara Veren Kadınlarda İşe Dönüşte Psikolojik Zorlanmayı Öngördürücü Bilişsel Faktörlerin İncelenmesi

    Bilimsel Çalışma Daveti Annelik nedeniyle işe a...
  • Beyin mimarisinin temelleri nasıl atılıyor?

    Günümüzde teknolojinin ilerlemesine paralel gel...
  • ekran bağımlılığı

    Dijital Çağın Pandemisi: Ekran Bağımlılığı

    Teknolojiyle iç içe olduğumuz bir çağda yaşıyor...
  • madde kullanımı

    Yeşilay haftasında madde kullanımı

    Bağımlılık bir seçim değil, bir psikiyatrik boz...
  • Sorunlu yeme davranışlarının psikososyopolitigi

    Yediklerim beni yiyor: Sorunlu yeme davranışlarının psikososyopolitiği

    Günlük hayatta  en temel ihtiyacımız olan yemek...

En Çok Okunanlar

DOÇ. DR. M. SILA YAZAR

Psikiyatrist Psikoterapist

İLETİŞİM

 +90 (544) 464 15 17

Email: info@silayazarpsikiyatripsikoterapi.com

Harbiye Mah. Valikonağı Cad.
Marmara Apt. No:16 Kat:1 D:2
34367 Nişantaşı – Şişli / İstanbul

 Google Haritalarda Açın

  • GET SOCIAL

Doç. Dr. M. Sıla Yazar 2026 © Tüm hakları saklıdır.
Tasarım Uygulama SyberiumTechs

YUKARI