Doç. Dr. M. Sıla Yazar

  • Psiko-deyim
  • Sıla Yazar Instagram
  • Anasayfa
  • Hakkımda
    • Özgeçmiş
    • Bilimsel Etkinlikler
    • Kliniğimiz
  • Psikiyatride Kullanılan Tedavi Yöntemleri
  • Psikiyatrik Bozukluklar
  • Blog
    • Psikiyatristin Terapi Notları
    • Psikiyatrist Gözünden
    • Psiko-deyim
  • Bize ulaşın
  • Anasayfa
  • Sıla Yazar Instagram

Sıla Yazar Instagram

Sıla Yazar Instagram

drsilayazar

Psikiyatrist Psikoterapist Akademisyen
▪️EABCT sertifikasyonlu psikoterapist
▪️Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi

Günümüzde 14 Şubat Sevgililer Günü, popüler kültür Günümüzde 14 Şubat Sevgililer Günü, popüler kültürün tüketim kültürü ile kol kola girip, insanın temel ruhsal ihtiyaçlarının en başta gelenleri olan “bağlanma, bağ kurma” ihtiyacına pervasızca yüklendiği bir özel gün olarak yaşanıyor. 
Bu haliyle 14 Şubat, “bağlanma, bağ kurma” meselesinin içinde yaşadığımız çağın toplumsal dinamikleri ve yeni sanal dünya platformları (sosyal medya, yeni medya, yapay zeka vd.) ile epey karmaşıklaştığı günümüzde, Valentine’in “sevgiyi anma” misyonunun çok ötesinde bir yerlerde konumlanıyor. 
Medya platformlarındaki paylaşımların çoğu, tüketimi körüklemek, öznel /mahrem sevgi deneyimini anlık bir şov halinde sergilemek, günün moda ifadesiyle “toksik ilişki”nin bin bir çeşit incelikli manevrasını yapmak vb. gibi amaçlara yönelik olabiliyor. Elbette samimiyetle “sevgiyi anmak” ve bu fırsatla sevgiyi kutsamak da insanların kendini ifade etme amaçlarından bu özel günde. 
Bu açıdan 14 Şubat ile ilgili özellikle vurgulamak ve uyarmak istediğim konu, duyarlı ve kırılgan durumları veya yükleri olan kişilerde özellikle sosyal medyada olmak üzere karşılaşılan içeriklerin, romantik ilişkilerle ilgili yalnızlık, yetersizlik, değersizlik gibi geçmiş veya güncel ruhsal yükleri tetikleyici olabileceğini akılda tutmak. 
Sevgi “emek-zaman” imbiğinden geçirilerek damıtılması gereken sihirli bir iksir. 
Tek “şat” lık,  kafa yapmalık, eğlencelik,  tahakküm kurmalık, kendini yok saymalık,  kontrol etmelik , vb. bir hal değil. 
Cengiz Aytmatov ve Atıf Yılmaz ustaların zihnimize kazıdığı ölümsüz sahnede dediği gibi; “Sevgi emektir” 

#14şubatsevgililergünü #ruhsaliyilik #ruhsağlığı
#psikiyatrist #psikoterapist
"Bir çocuğun omuzlarındaki en ağır yük, ebeveynini "Bir çocuğun omuzlarındaki en ağır yük, ebeveyninin yaşanmamış hayatıdır." 

Carl Gustav Jung

#Psikiyatrist #Psikoterapist #Psikiyatri #Psikoterapi #çocukgelişimi
Mevcut haliyle yapay zeka neden psikoterapinin yer Mevcut haliyle yapay zeka neden psikoterapinin yerini tutamaz?
Psikoterapistler olarak bizlerin, en önemli iyileştirici aracı “terapötik işbirliği” dediğimiz danışan ve terapist arasında kurulan özel bağdır. Bu bağ, yargılamadan, taraf tutmadan, hiçbir duygusal yük taşımadan danışanı anlamayı, onaylamayı, desteklemeyi mümkün kılar.

Terapötik ilişkinin inşa ettiği güvenli ve sağlam zeminde, kişinin kendi biricik hikayesi üzerinden değişimin ve yeniden yapılanmanın yol haritası beraberce oluşturulur.

Ruhsal sorun bu yolla “iyileştirilir”, ihtiyaç duyulan ruhsal destek ve yol göstericilik bu “işbirliği” içinde sağlanır.

Psikoterapi sadece bir “anlattım, rahatladım” deneyimi değildir, insanı değişime yönelttiği için rahatlatıcı olduğu kadar duygusal olarak zorlayıcıdır da.

Bitmeyen bir destek ve onayın konforunu sağlamaz, kişiyi “anlaşılıyorum, yaşadıklarımın bir tarifi var” rahatlamasının yarattığı konfor alanında bırakmaz. Tam tersine duygusal zorlanmaya yol açacak çalışma ve değişim çabaları için danışana güvenli, destekleyici ve yol gösterici bir ortam sağlar. Ruhsal sorunu yaratan zihinsel bileşenlerin değişimi sürecinde yaşanan konfor alanını bırakmanın yarattığı duygusal zorlanmayla, terapist-danışan beraberce bilimsel yöntemler kullanarak baş edecek özel bir dayanışma ilişkisi yaratır.

Yazıda belirtildiği gibi, mevcut haliyle “empatik olmaktan çok dalkavuk bir algoritma olan” YZ için, karşısındaki kişinin duygusal zorluğunun ne olduğunu, neye ihtiyacını olduğunu ve onun iyiliğine olacak şeyin ne olduğunu empatik bir dinlemeyle anlamak, değişim için güvenli bir işbirliği alanı yaratmak ve kişiselleştirerek yol göstermek imkansızdır.

YZ’nin hali hazırdaki yapısıyla (gelecekteki ne olur öngöremeyiz elbette), ruhsal destek için sunabildiği imkanların, sadece bilgi vererek ve hoş tutarak, psikoterapi gibi insan-insana yaşanan benzersiz bir duygusal dayanışmanın yerini tutması, insanın ruhsal ihtiyaçlarına cevap vermesi bu nedenle imkansızdır.

YZ’nin varolan haliyle ruhsal destek “-miş gibi yapan” bir sistem olduğu görülmektedir.

Metnin tamamı bio'da "Psikiyatrist Gözünden" blog linkinde.

#RuhSağlığı #YapayZekaDanışmanlıkRiskleri #Psikoterapi #Psikiyatri
Bu konuda 9 Ocak 2026 tarihinde Times dergisinde, Bu konuda 9 Ocak 2026 tarihinde Times dergisinde, bir BDT terapi türü olan Diyalektik Davranış Terapisi (DDT) terapistleri olan Dr. Shireen Rizvi ve Dr. Jesse Finkelstein tarafından kaleme alınan bir yazı, yapay zekanın ruhsal yardım ve psikoterapi alanında kullanılmasının ne kadar krtitik bir konu olduğu hakkında kapsamlı bir uzman görüşü ortaya koydu. Yazıdaki bazı tespitlerin, kendi psikoterapi ve psikiyatri klinik deneyimlerimle de eşleşen can alıcı noktalarını, aşağıda yaptığım alıntıyla dikkatinize sunuyorum:
“Endişeli veya yalnız hissettiğimizde, rahatlama ve onaylanma arzusu duyarız.  Duygularımızın bir anlamı ve önemi olduğunu ve her şeyin düzeleceğini duymak isteriz. Ancak ihtiyaç duyulan bu duygusal konfor beklentisi, yapay zekadan psikolojik danışmanlık alındığında  bir tuzağa dönüşebilir.
Anksiyete, depresyon veya obsesif kompulsif bozukluk gibi psikolojik sorunlar üzerine yapılan araştırmalar, güvence vermenin  hızlı bir rahatlama sağladığını, ancak uzun vadede kaçınma davranışlarını değiştirmediğinden yaşanan ruhsal sorunun  derinleştiği bir kısır döngüyü beslediğini göstermektedir. 
YZ sonsuz  sabırlı bir arkadaş gibi, bize en çok ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz şeyi, yani anlaşıldığımız hissini, hiç çaba sarf etmeden vererek  bu kısır döngünün adeta otomatikleşmesine yol açar.
Psikoterapi sadece rahatlatıcı değil, aynı zamanda zorlayıcı bir süreçtir. Çünkü etkili bir psikolojik tedavi, terapistin onaylaması ve duygusal desteğinin yanında,  değişimi de sağlamaya yönelik müdahalelerle mümkündür. 
Oysa yapay zeka psikoterapi sürecinin “sadece” bir parçası olan kabul kısmını yerine getirir. Sonsuz bir anlayışla konuşacak, duyguları sorgulamadan yansıtacak şekilde tasarlanmıştır.
İlk bakışta onaylayan destekleyen bir yaklaşım gibi görünen bu tarz YZ cevapları, psikoterapi yöntemleri açısından bakıldığında  bir botun  ruhsal sorunlarla ilgili konularda verebileceği zararın sadece intihar riskini artırmasının yol açtığı felaketten ibaret olmadığını, sonsuz onaylamanın  değişime yol göstermeyen bir atalet haline yol açtığını gösterir. 

Metnin tamamı bio'daki "Psikiyatrist Gözünden" blog linkinde.
#RuhSağlığı #YapayZeka #Psikoterapi #Psikiyatrist
Ruhsal sorunlar konusunda yapay zekadan danışmanlı Ruhsal sorunlar konusunda yapay zekadan danışmanlık almak neden sakıncalıdır?

Hayatın her alanında yapay zeka (YZ) kullanımının hızla yaygınlaştığı, adeta yapay zeka çılgınlığı yaşanan bir dönemdeyiz. Dahası yapay zeka öngörülemez bir hızla gelişerek doğal zekanın becerilerine ulaşmaya çalışıyor. Her meslek ve alan, yapay zekanın bu hızlı gelişiminden yararlanmaya odaklanırken, bir yandan da gelecekte kendisini nasıl etkileyeceğini kestirmeye çalışıyor.

Profesyonel alanlarda akılcı kullanıldığında, eğitimden finansa akla gelen her alanda kazanç/kazanım için kullanışlı araçlar sunan ve giderek daha yaygın kullanılan YZ’nın, gündelik hayatta en yaygın kullanıldığı alanlardan biri de ruhsal ve duygusal sorunlar konusunda danışmanlık ve destek almak.

Gündelik ruhsal sıkıntılar, sorunlar konusunda danışma ve destek amacıyla YZ’nın ne boyutta kullanıldığını ortaya koyan veriler, örneğin ABD’de üç yetişkinden birinin ruhsal konularda, insan terapistler yerine yapay zeka platformlarından (ChatGPT, Pi,Replika, vb.) görüş almayı tercih ettiğini belirtiyor (YouGov, yougov.com. Can an AI chatbot can be your therapist? A third of Americans are comfortable with the idea. Erişim Tarihi: 31.01.2026: https://yougov.com/en-us/articles/49480-can-an-ai-chatbot-be-your-therapist?utm_source=chatgpt.com).

YZ sistemleri ücretsiz, kolay ulaşılabilir ve her zaman sorunsuz şekilde kullanılmaya hazır halde el altında olduklarından, ruhsal destek ve danışmanlık için zahmetsizce ve çabucak ulaşabilecek bir alternatif oluyorlar. Özellikle çeşitli nedenlerle psikoterapiste ulaşamayan veya terapiye maddi kaynak bulamayan kişiler için neredeyse tek alternatife dönüşebiliyor. Bu durumda, her geçen gün artan şeklide, ruhsal ve duygusal sorunların yapay zekaya danışıldığına tanık oluyoruz.

Ben de bir çok meslektaşım gibi, klinik pratiğimde yaşadıkları ruh sağlığı sorunları veya duygusal sıkıntılarla ilgili yapay zekaya başvuran danışanlarla giderek daha fazla karşılaşıyorum.

Metnin tamamı için "Psikiyatrist Gözünden" blog linkine bio'dan ulaşabilirsiniz.

#RuhSağlığı #YapayZekaDanışmanlıkRiskleri #Psikoterapi #Psikiyatrist #Psikoterapist
Tarkan kelimesinin kökeni, turketimolojisozlugu.co Tarkan kelimesinin kökeni, turketimolojisozlugu.com sitesine gore "bir soyluluk ünvanı,  komutan "[Orhun Yazıtları (735) ]" 
olarak belirtiliyor.
Kelimenin anlamsal kökeni,  Türk pop  starı Tarkan'ın son konserinde  ve konser sonrasının dijital ve reel kamuoyundaki yansımalarında, sıradan bir popüler şarkıcı  konserinin çok ötesine geçen atmosferi anlamamızda yol gösterici olabilir. 
Tarkan uzun bir aradan sonra verdi bu konseri. 
Bu uzun ara toplumsal deneyimlerimiz açısından bakarsak sadece takvimsel olarak uzun değil.  İçinden hem politik hem sosyal olarak geçtiğimiz hızlı dönüşüm ve değişim açısından da uzundu. 
Bu süreyi uzun yapan, bu süre boyunca artan bir hızla toplumca üzerimize çöken ağır yükler oldu. 
Ekonomik ve hukuki adaletsizliklerin, haksızlıkların  fakir ve güçsüz hissettiren, değersizleştiren, yetersizleştiren  ve umutsuzlaştıran yükü; habis, ayrımcı,  nobran üslup ve yöntemlerin Anadolu irfanından gelen  çeşitliliğimizi, zenginliğimizi ve hoşgörümüzü  yutup  dilsizleştirmesinin, çaresizleştiren  yükü, insani tarafımıza değil hayvani tarafımıza yol açan bir güç kullanma tarzını açıkça cesaretlendiren sosyal şartlarda suçun ve şiddetin etrafımızda  kol gezerek can almasının korkutan yükü...
Daha da sayılabilir, sayılmalı. 
Bu yükler üzerimize  bindikçe bir öncekiyle son Tarkan konseri arasındaki zaman  algısı, takvimdekinden çok daha uzun oldu. 
Konserin dijital ve reel  yankıları gösteriyor ki, bu uzun ve yüklü zamandan sonra Tarkan, adının Türk dilindeki anlamına uygun olarak  bir şeyleri komuta etti gerçekten.
Bir Komutan olarak komuta ettiği güç; birlikte değerli, güvenli ve umutlu hissederek eğlenip coşabildiğimiz ortak  kaynaklarımızın yarattığı duygu gücü olabilir.
Her ne kadar konseri ve konserin artçı etkilerini ağırlıklı olarak, artık bir  toplumsal yorum paternine dönüşen "mahalleleşmeye" özgü yankı odalarında duysak da, Tarkan müziğindeki "sound"un  bütün mahalleleri yakalamış ortak bir kod taşıdığı da bir gerçek. 
İstatistiksel olarak tüm zamanların müzik endüstrisi verilerine,  gözlemsel olarak eğlence kültürümüzdeki yerine bakınca bu gerçek  su götürmez.

#Tarkan #Duygudaşlık #Komutan #DuyguGücü #Psikiyatrist
Bir gencimizi daha şiddete kurban verdik. Duygula Bir gencimizi daha şiddete kurban verdik.

Duyguların tarifi yok, bu acıyı hiçbir kelime ve terminoloji karşılayamaz.

Toplumda bir şiddet sorunu olduğunu tespit etmek, analiz etmek ve çözmek üzere acilen harekete geçmek için, hem sivil toplum hem de yasal otoriteler olarak daha kaç canın kaybedilmesini bekleyeceğiz?

Sivil toplum olarak infial etmek, duygusal bir kaosun içinde savrulmak ve sonra da unutmak dışında ne yapacağız?

Mesela aşağıdaki acil cevap ve çözüm bekleyen soru ve sorunlara ne zaman odaklanacağız:

Gençler ve çocuklar arasında sokak şiddeti, çete kültürü, akran zorbalığı ve şiddetin diğer bütün tiplerinde mevcut durum nedir?

Kadına şiddet başta olmak üzere bizim toplumumuzda hali hazırda toplumsal bir acil sorun olan bütün şiddet türlerinde durum nedir?

Şiddet davranışını inşa eden unsurlar nelerdir? “Suç” davranışı açısından Hukuk- ceza sistemine ait unsurlar, “ şiddet davranışı” açısından psikolojik, sosyolojik ve politik unsurlar nelerdir?

Önleme için acil, kısa ve uzun vadeli alınması gereken tedbirler, yapılması gereken her türlü düzenlemeler nelerdir?

Bu konu böylece uzar gider.

TBMM ‘nin asayiş gibi en temel vatandaşlık hakkımızı sağlamak için acilen bu konuyu gündeminin merkezine koyması gereklidir.

Bu ve benzeri sorulara acilen ilgili alanlardan uzmanlardan oluşturulacak bir kurulun öncülüğünde bilimsel, tarafsız, politize etmeden, kutuplaştırmadan, siyasi malzemeye dönüştürmeden cevaplar bulunması, bu cevaplardan önleme için yol haritaları oluşturulması gerekir.

Pandemi döneminde yaşanan olağanüstü durum için bir uzmanlar kurulu ile, COVID-19 pandemisi gibi ciddi bir soruna bu kurul rehberliğinde ülke genelinde yaygın, örgün ve sürekli bir takip ve yönetme sistemi oluşturulmuştu. Siyasi irade bu acil toplumsal sorun karşısında sorumluluğunu bu şekilde yerine getirmişti.

Siyasi iradenin “Toplumsal Şiddet” sorunu için de benzer bir yaklaşımı acil olarak hayata geçirmesi gerekiyor.

* Yazının tamamına bio'daki blog linkinden ulaşabilirsiniz.

#şiddetsorunu #sokakşiddeti #akranzorbalığı #başkacanımızyok #psikiyatrist
2005 yılında psikolog Cliff Arnall, İngiliz bir se 2005 yılında psikolog Cliff Arnall, İngiliz bir seyahat acentesinin insanları kış aylarında tatile çıkmaya teşvik etmek amacıyla yürüttüğü pazarlama kampanyasının bir parçası olarak Ocak ayının üçüncü Pazartesisinin yılın en mavi günü olduğunu ortaya attı. 

“Mavi Pazartesi”nin üzüntü, düşük enerji ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma şikayetlerinin oluşan, adeta bir çeşit sendrom olduğunu iddia ederek, bu günü yılın en iç karartıcı günü ilan etti.

Her ne kadar “Mavi Pazartesi” iddiası dayanaksız olsa da, kış mevsiminin insanların  ruhsal durumunu etkilediği ve bazı  insanların kışın enerjilerinde azalma ve daha demoralize olmaya eğilimli olduğu 
bir gerçek.

Müzik: Smiley Lewis, Blue Monday,
https://youtu.be/g7oMd3Cr9_U?si=q5AsRC11dsdsognw

Kaynak:
https://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Monday_(date)
https://carleton.ca/news/story/winter-blues-blue-monday-myth/

#BlueMonday #MaviPazartesi #YılınEnDepresifGünü #Psikiyatrist #Psikoterapist
Dijital Dünya ve Ruh Sağlığı Sosyal Medyadan Teti Dijital Dünya ve Ruh Sağlığı

Sosyal Medyadan Tetiklenmeyi Yönetmek: Kişisel Dijital Sınırlar ve Farkındalık

Teknoloji çağında ruh sağlığını tartışırken dijital dünyanın ruh sağlığına ve ruhsal refaha etkisi artık değerlendirmeye alınması gereken faktörlerin en başta gelenlerinden biri haline geldi. Çünkü günümüzde dijital platformlar, bireyin dış dünyayla ilişki kurma biçimine yapısal bir yenilik getirdi ve bildiğimiz dış dünyayla ilişki kurma kalıplarını kökten değiştirdi. Bu durum beraberinde kimi zaman bugüne kadar bildiklerimizden tümüyle farklı, çoğu zaman da oldukça çeşitli, karmaşık ve katmanlı zihinsel deneyimleri getiriyor. Bu zihinsel deneyimler, ruhsal iyiliği, refahı ve bazen de ruh sağlığını doğrudan etkiliyor. 

Ruh sağlığı profesyonelleri, dijital dünyanın ruh sağlığına etkisini ele alırken çocukların ve gençlerin ruh sağlığına etkisine öncelik veriyor. Kuşkusuz bu çok doğru bir önceliklendirme. bununla beraber dijital dünyayla etkileşimin, her yaştan insanın ruh sağlığının ve ruhsal iyiliğinin kendi yaş grubunun özelliklerine göre incelenmesi gerektiği de su götürmez bir gerçek. 

Bu nedenle “Dijital Dünya ve Ruh Sağlığı” adı altında açık uçlu bir dosya açarak, çeşitli yönleriyle bu konunun irdelenmesinin çok gerekli ve yararlı olduğu görüşündeyim. 

Bu dosyada ilk olarak, her yaştan insanın en sık karşılaştığı dijital platformların başında gelen sosyal medya ve sosyal medya içeriklerinin ruhsal etkilerini ele almak isterim. 

Sosyal medya akışlarında karşılaşılan içeriklerin, yarattığı zihinsel etkileri “iyi veya kötü” gibi indirgeyici bir yaklaşımla değerlendirmek yeterli ve gerçekçi olmayacaktır. Günümüzde zihnimizin dış dünya ile etkileşiminde önemli bir alan haline gelen sosyal medyanın etkileri bundan çok daha fazlasıdır ve çok boyutludur.

#SosyalMedyadanTetiklenme #DijitalDünyaveRuhSağlığı #DijitalFarkındalık #Psikiyatrist #Psikoterapist
2025'in kelimeleri... Oxford Üniversitesi “Rage ba 2025'in kelimeleri...
Oxford Üniversitesi “Rage bait” → “öfke tuzağı”
TDK Anketi: “Dijital vicdan”
Dictionary.Com: “67”

Oxford Üniversitesi tarafından öne çıkarılan "Rage Bait" öfke tuzağı, kitleleri kasten provoke ederek haberlerde ve sosyal medya içeriklerinde  etkileşim toplamayı hedefleyen,  insanları bilinçli şekilde öfkelendirecek içerikler kullanmak anlamına geliyor. * 

Örneğin 2024'te bir BBC araştırması Twitter'ın, şimdiki ismiyle X'in yüzlerce kullanıcıya komplo teorileri insanları öfkelendirecek yapay zeka tanıtım görüntüleri  ve yanlış bilgiler paylaşmaları için binlerce dolar ödediğini bulmuş. **

Bu sene Türk Dil Kurumu da bir anket yapıp senenin kelimesini 
"Dijital vicdan" olarak seçmiş. *** TDK'ya göre bu, gerçek hayatta sorumluluk almayıp sosyal medyadaki paylaşım ve beğenilerle vicdan rahatlatmak anlamına geliyor. 

Dijital vicdan kavramı, ekran başındaki bireyin bu yoğun uyaran trafiği içinde nasıl duyarsızlaştığını veya yüzeysel tepkilerle kendini nasıl rahatlattığını sorgulatmaktadır. 

Dictionary.com, Alfa Kuşağı tarafından sosyal medyada, okullarda ve arkadaş gruplarında popüler hale getirilen "anlamsız ve eğlenceli bir şekilde absürt" bir argo terim olan "67"yi 2025 yılının kelimesi olarak seçti. (İngilizce: six-seven). ****

*https://www.bbc.com/news/articles/cewjxqvqzgyo
**https://www.bbc.com/news/articles/cx2dpj485nno
***https://tdk.gov.tr/icerik/basindan/turk-dil-kurumu-2025-yilinin-kelimesi-kavramini-acikladi-dijital-vicdan/#:~:text=Oylamaya%20de%C4%9Fer%20bulunan%20kelimeler%20%E2%80%9Cdijital,dijital%20vicdan%E2%80%9D%C4%B1n%20belirlendi%C4%9Fi%20a%C3%A7%C4%B1kland%C4%B1.
****https://www.dictionary.com/articles/word-of-the-year-2025

Kaynak: @bbcturkce / 31.12.2025
https://www.instagram.com/p/DS7zeUTjWT-/

#2025Kelimeleri #oxforduniversity #TDK #ragebait #dijitalvicdan
Anksiyete (Kaygı) Nedir? İnsana dair bütün duygus Anksiyete (Kaygı) Nedir?

İnsana dair bütün duygusal deneyimler için geçerli olduğu gibi, kaygının (anksiyete) da somut bir tanımla ortaya konması güçtür.

Psikolojik açıdan anksiyete, zihnimizin önceden tanıdık olmadığı, tehlikeli veya rahatsız edici nitelikte bir durumla karşılaştığında ortaya çıkan bedensel, psikolojik ve davranışsal bir cevaptır.

Aslında anksiyetenin sinirbilimsel açıdan sade bir tanımını yaparsak; tehlikeyi kaçarak veya savaşarak ortadan kaldırmak ve fiziksel olarak hayatta kalmak üzere insanda ve bir çok diğer türde var olan, hayatta kalma amacına yönelik temel bir sinir sistemi tepkisidir.

Anksiyetede ortaya çıkan belirtiler nasıl oluşur?

Anksiyetede aslında tehlikeli olmayan sıradan bir uyaranın, merkezi sinir sistemimiz tarafından tehlikeli bir tehdit olarak yorumlanmasını izleyerek, sinir sistemimizin otonom sinir sistemi adlı bölümü harekete geçer. Bu süreç, sinir sisteminin işleyişinin akışı gereği olan doğal bir tepkidir. Tıpkı, akciğer keselerimize toz kaçtığında öksürerek dışarı atıp normal nefes almayı sürdürmeyi sağlayan tepkide olduğu gibi.

Otonom sisir sistemi harekete geçtiğinde, algılanan tehdit kaçarak veya savaşarak hayatta kalma temel tepkisini tetiklediğinden, kaç-savaş eylemi için bedenimizin ihtiyaç duyduğu fizyolojik ve metabolik bir dizi cevap çok acil ve çok yoğun bir şeklide harekete geçirilir.

Bu fizyolojik ve metabolik aşırı uyarılmanın amacı, kaçmak veya savaşmak için hızla harekete geçebilmeyi mümkün hale getirip; tehdide kısa sürede gereken tekpiyi vermeyi sağlamak ve tehlikeyi bertaraf etmektir.

Yazının tamamı için link bio'da.

Doç. Dr. M. Sıla Yazar

#AnksiyeteBozuklukları #Kaygı #KaygıBozuklukları #Psikiyatrist #Psikoterapist
Geçen yılı nasıl gelen yılın yol rehberine dönüştü Geçen yılı nasıl gelen yılın yol rehberine dönüştürebiliriz?

Yeni yıl, hayat süremizi sınırlayan bir “zaman” boyutu olduğu gerçeğini bize hatırlatan özel günlerden biridir. Tıpkı doğum günleri ya da hayatımızdaki önemli olayların yıl dönümleri gibi.

Bir dönemin bitip, yeni bir dönemin başlaması çoğunlukla, geçen zamanda neler yaptığımız, neler yapamadığımız, beklentilerimiz, elde ettiklerimiz, kaybettiklerimiz, yaşadığımız olaylar, kurduğumuz ilişkiler gibi hayatımızla ilgili birçok şeyi değerlendirdiğimiz düşünceleri tetikler.

Bu düşüncelerin içeriğine göre kaygı, hüzün, pişmanlık, yetersizlik, hayal kırıklığı, utanç, gibi olumsuz duygular veya umut, tatmin, başarı, değerlilik, güven gibi olumlu duygular gibi çok çeşitli duyguları harekete geçirebilir.

Yeni yılı böyle bir değerlendirmeyle karşılamak, aslında hayatımızla ilgili bir farkındalığımız olduğunu gösterir. Az ya da çok bu farkındalığın varlığı ise, hayatımızı otomatik bir düşünce ve davranış akışı içinde sürüklenerek yaşamadığımızı gösterir.

Çünkü eğer yaşadıklarımız üzerinde düşünüyor, hatırlıyor ve değerlendirmeler yapıyorsak bu hayatımızı “maruz kaldığımız” bir olaylar/durumlar geçidi olarak değil, “ kendine özgü biricik bir hikaye” olarak yaşayabildiğimizin ya da yaşamaya çok yakın olduğumuzun göstergesidir.

Yaşadıklarımızı hatırlayarak kendi düşünce, duygu ve davranışlarımızdan oluşan zihin akışımızı gözleyip değerlendirdiğimizde, ne yaşadığımızın tam anlamıyla farkında oluruz. Böyle olduğunda yaşanan olayın/durumun kendisi değil, olaya verdiğimiz tepkideki davranışlarımızla olayı nasıl şekillendirdiğimize (yönettiğimize) dair deneyimimiz dikkatimizin merkezindedir.

Bu durumda kendimize ve yaşadıklarımıza gözlemci bir konuma yerleşiriz. Bu konumdan ve bu şekilde yapılan bir değerlendirme kendimizi anlamamızı, kendimizle ve yaşadığımız olay/durumla ilgili bizim için önem taşıyan noktaları “öğrenmemizi” sağlar.

Bu öğrendiklerimiz, hayatımızın yeni başlayan yılında yaşayacaklarımız için yol gösterici olacaktır.

* Metnin tamamına bio'daki linkten ulaşabilirsiniz.

#YeniYılınYolRehberi #Psikiyatrist #Psikoterapist
Sevdiklerinizle mutlu bir yıl geçirmeniz dileğiyle Sevdiklerinizle mutlu bir yıl geçirmeniz dileğiyle,
yeni yılınız kutlu olsun 🎄
Zihnimiz dış dünyayı algıladığı, oradan gelen uyar Zihnimiz dış dünyayı algıladığı, oradan gelen uyarıları değerlendirdiği gibi bedenimizden gelen uyarıları da algılar ve değerlendirir. Beden duyumlarını algılamaya aşırı duyarlı, normalden daha açık olma halinde, bedenden gelen duyumlara karşı bir hipervijilans (aşırı seviyede tetikte olup izleme hali) söz konusudur.

Psikiyatri ve klinik psikoloji literatüründe bu klinik durum “İnteroseptif Hassasiyet” (Bedensel/içsel duyumları doğal olmayan şekilde aşırı algılama) olarak adlandırılır.

Introseptif Latince “içsel algılama” anlamında bir ifadedir.

Beden duyumlarına hassasiyet, bazı psikiyatrik bozuklukların ana psikolojik mekanizmasını oluşturur. Bu bozuklukların başlıcaları, Panik Bozukluk ve Agorafobi, Somatik semptom ve ilişkili Bozukluklar (Bedensel Belirti Bozukluğu, Hastalık Kaygısı Bozukluğu, Dönüştürme (Konversiyon) Bozukluğu, Yapay Bozukluk) gibi psikiyatrik bozukluklardır. Bunun yanında Depresyon başta olmak üzere başka bir çok psikiyatrik bozuklukta da beden duyumlarına aşırı hassasiyet, bir bulgu olarak klinik tabloda yer alabilir.

Psikiyatrik bozuklukların yanı sıra, beden duyumlarına hassasiyet tıbbi olarak açıklanamayan semptomlar olarak adlandırdığımız bir klinik fenomende de psikolojik mekanizmanın merkezinde yer alan unsurdur.

Tıbbi olarak açıklanamayan bulgular ve benzer bir klinik durumu ifade eden “Kalıcı fiziksel semptomlar” bu alanda özel bir önem taşır. Çünkü uzun süre devam eden rahatsız edici bedensel (somatik) şikayetler mevcuttur. Bu fiziksel şikayetler tıbbi açıdan tam olarak açıklanamaz.

Ya belirgin bir tıbbi teşhis konamaz ya da mevcut şikayetlerin süresi ve şiddeti daha önce konmuş olan tıbbi teşhis ile açıklanamayacak kadar fazladır.

Tıbbi olarak açıklanamayan bulgular ve Kalıcı fiziksel şikayetler tanı koymak açısından çok çeşitli tıp disiplinlerinde büyük bir sorun oluşturur.

Yazının tamamı için link https://silayazarpsikiyatripsikoterapi.com/beden-duyumlarina-asiri-hassasiyet-nedir/ bio'da.

Doç. Dr. M. Sıla Yazar

#BedenDuyumlarınaAşırıHassasiyet #IntroseptifHassasiyet #Psikiyatrist
“Kral Kaybederse”’nin ardından birkaç kelam. Kral “Kral Kaybederse”’nin ardından birkaç kelam.

Kral Kaybederse, psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun romanlarından senaryolaştırılan diziler furyasının (şimdilik) son halkası.

Kitabı okuma fırsatı bulamamış biri olarak, sadece dizi üzerinden bu yazıyı yazdığımı baştan ifade edeyim. Bu durum yazım için önemli bir sınırlılık oluşturuyor, kitabı okuyarak yazacağım kıyaslamalı ve daha etraflı bir yazı olmasını isterdim. Burada edeceğim birkaç kelam, televizyonda ve tek seferde hiç izleyemesem de, oldukça zor zaman yaratarak parça bölük şekilde azimle tamamladığım dizi ve senaryosu üzerine. İzlenimlerimi bir dizi eleştirisi değil, alandan bir gözün değerlendirmeleri olarak kaleme aldım.

Öncelikle değerli meslek büyüğümüz, psikoterapi alanında ülkemizde öncü isimlerden biri olan Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’na yönelik, danışan hikâyelerini senaryolaştırmasının etik açıdan sorunlu olduğu yönündeki eleştirilere katılıyorum.

Adeta işin doğası gereği, duyarlı bir psikoterapist, insan deneyimi ile ilgili derin ve zengin, kendine özgü bir ortam olan psikoterapi sürecinde tanık olduğu ve eşlik ettiği insan hikayelerini özümser ve çoğu zaman anlatma ihtiyacı duyar.  Sanatla psikoterapinin kesiştiği bir çok boyuttan biri bu haliyle hikaye anlatıcılığı. Dr. Budayıcıoğlu, bunu ustalıkla yapan bir isim. Bir psikiyatrist ve psikoterapist olarak, hassasiyetle özümsediği danışan hikayelerini yazar becerileriyle işlemden geçirip anlatması çok değerli, imrendiğim ve takdirle karşıladığım bir üretkenlik örneği.

Ne var ki bu hikayeler, psikoterapistin ruhundan/zihninden akarak, sembolize ve stilize edildiği bir işlemlemeden geçirilerek sunulduğunda anlam kazanabilir. Bu şeklide oluşturulan hikaye formu, bir insanın hikayesinin ilk bakışta tanınan şablon hali olmaz. Bunun yerine insanlık hallerine ait ortak unsurların damıtılmasıyla oluşturulmuş estetize ve stilize bir görüntü verir. Böyle olduğunda ortaya çıkan sanatsal anlatı, bir kişinin hikayesinden esinlenmiş ama herkesin hikayesi olabilecek evrensel bir ton alır. Böylece etik sorunlar kendiliğinden ortadan kalkar.

* Metnin tamamı için link bio'da.

Doç. Dr. Sıla Yazar

#kralkaybederse #psikiyatrist #psikoterapist
Kendinizi sık sık kafanızda bir konuyu defalarca t Kendinizi sık sık kafanızda bir konuyu defalarca tekrar ederken bulduğunuz oluyor mu?

Ya da gündelik hayatınızda okulda, işte, sosyal bir toplantıda veya aile hayatında kendinizi o anki ortamdan kopmuş ve aklınızda dönüp duran düşüncelerin içinde adeta hapsolmuş olduğunuzu fark ettiğiniz?

Bazen geceleri uykuya dalamayıp, söylediğiniz utanç verici bir şeyi veya uğradığınız bir haksızlığı düşünerek ya da olacağını düşündüğünüz bir kötü durum hakkında endişelenerek uykunuz kaçıyor mu?

Eğer bu gibi durumları sık sık yaşıyorsanız “aşırı düşünme” ruminasyon sorunu yaşıyor olabilirsiniz.

Aşırı düşünme (ruminasyon) nedir?

Ruminasyon sürekli tekrarlayan olumsuz düşüncelerin içinde sıkışma durumuna verilen isimdir.

Ruminasyon “aşırı düşünme (overthink)” ile aynı durumu ifade eder. Ruminasyon latince kökenli bir sözcüktür, latince “geviş getirme” anlamına gelir. Ruminasyon, zihnimizin sindiremediği duygusal olarak zorlayıcı, olumsuz bir içeriği, sindirim sisteminin tekrar tekrar geviş getirerek sindirmeye çalışmasına benzer şekilde, tekrarlayıcı bir şekilde düşünerek sindirmeye çalışması olarak da tanımlanabilir.

Aslında herkes zaman zaman bazı konularda “takılabilir” ve belirli bir konuyu bir süre için fazla düşünebilir. Ancak bu aşırı yoğunlukta ve uzun süreli olduğunda, kişinin gündelik yaşamını etkiler hale geldiğinde, duygudurum, uyku, iştah, odaklanma gibi işlevler üzerinde olumsuz sonuçlar doğuran düzeye geldiğinde ruminasyona, yani ciddi bir soruna dönüşmüş demektir.

Doç. Dr. M. Sıla Yazar

#AşırıDüşünme #Ruminasyon #Psikoterapist
Avustralya, 16 yaşın altındakİ herkes için sosyal Avustralya, 16 yaşın altındakİ herkes için sosyal medyayı yasakladı.
Hükümet, yasağın gençleri çevrimiçi zararlı içeriklerden korumayı amaçladığını söylüyor.

Günümüz dünyasında ergenlik donemi ve öncesinde  akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının denetlenmesi ve düzenlenmesi, hem gençlerin ve çocukların zihinsel ve duygusal gelişimi hem de sosyal etkileşimleri açısından kritik bir önem taşıyor. 
Bu konuda ebeveynlere düşen önemli görevler var. Ancak toplumsal düzenlemeler de bir o kadar önem taşıyor.

Avustralya hükümetinin, "kötü  olmayı göze aldık" ifadesiyle açıkladığı gençlere yönelik yeni sosyal medya kullanımı politikası, popülist politikalardan kamu yararına ayrılabilen ve toplumsal fayda için gerekirse çoğunluğun gözünde popülaritesini yitirmeyi göze alan "işlevsel politika" olması açısından ayrıca takdire değer.

Yasaklama tutumu her ne kadar sağlıklı olmasa da, bu alanda artık göz ardı edilemez hale gelen müdahale etme  ihtiyacına duyarsız kalmayan bir siyasi refleks olarak faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda sivil toplum ve resmi otoritelerin  ortak bir sağduyu dahilinde küresel ölçekte bir tutum geliştirmeleri ve gerekli düzenlemelerin tartışılması ertelenemez bir zorunluluk oldu.

Çünkü dijital dünya, insan zihninin  bilişsel,  duygusal ve sosyal gelişimi üzerinde, teknolojide baş döndürücü hızdaki ilerlemeyle beraber  her geçen gün artan  belirleyici bir etki yaratıyor. Bu etki olumlu oldugu kadar ayıklanması ve düzenlenmesi gereken  olumsuz unsurlar da içeriyor. 

Bu bakımdan Avustralya hükümetinin kararı bir öncü adım olma özelliği taşıyor.

Doç. Dr. M. Sıla Yazar

#Avustralya #16YaşAltıYasak #ToplumsalDüzenleme
Akran Zorbalığı Biz ebeveynler çocuklarımızı evim Akran Zorbalığı

Biz ebeveynler çocuklarımızı evimizden daha geniş bir dünyaya gönderdiğimizde, onların harika deneyimler ve insanlar ile karşılaşmalarını umarız. Ancak yaşananlar her zaman umulduğu gibi olmayabilir.

Çocuklar okula başladıklarında, arkadaşlıkları ve akranlarıyla olan etkileşimleri hayatlarında giderek daha önemli bir rol oynamaya başlar.

Bu ilişkiler, çocuğun ruhsal iyiliğine ve sosyal becerilerini ve yetkinliğini geliştirmesine katkıda bulunur, ancak aynı zamanda yeni mağduriyet biçimlerine maruz kalma riski de söz konusudur.

Çocuklarımızın dünyada karşılaşacakları zorlukları tamamen kontrol edemeyiz, ancak izleyecekleri yollara rehberlik edebiliriz, onlara duygusal olarak destek olabiliriz, karşılaştıkları insanlara ve olaylara nasıl tepki verecekleri üzerinde bir miktar etki sahibi olabiliriz.

Medyada sıklıkla duyar olduğumuz olduğumuz akran zorbalığı haberleri karşısında, kaygı ve öfke ile kendimizi sıkışmış hissedebiliyoruz. Bir yandan artan zorbalığın yarattığı tedirginlik, mağdurların yaşadıklarının yarattığı üzüntü, toplumsal güven kaybı sosyal medyada bilgi kirliliği ve sorumsuz paylaşımlar, denetim ve düzenlemeden yoksun yayıncılık gibi faktörlerin de etkisiyle bu tür haberlerin yarattığı olumsuz ruhsal etki daha da artırıyor.

Akran zorbalığının ülkemizde ve küresel olarak yaygınlaştığı günümüzde, ebeveynler olarak akran zorbalığını önleme ve böyle bir durumla karşılaşırsak en sağlıklı şeklide baş etmek için bilgilenme ve rehberliğe ihtiyaç vardır.

Akran zorbalığı nedir?

Zorbalık, kasıtlı olarak yapılan ve güç dengesizliği içeren saldırgan davranıştır.

Zorbalık davranışında bir başkası üzerinde hakimiyet kurmak, güç kullanmak, kontrol etmek amaçlanır.

* Yazının devamı için link bio'da.

Prof. Dr. M. Sıla Yazar

#AkranZorbalığı #EbeveynDanışmanlığı #Psikiyatrist
5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü Türkiye’de Kadı 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü

Türkiye’de Kadınlara  Seçme ve Seçilme Hakkı Tanınmasının 91. yılı

Dünya Kadın Hakları Günü, her kadının eşit haklara sahip olduğunu hatırlatır. 
Kadınların sesi duyulmalı, fikirleri değer görmelidir. 
Bugün, kadınların haklarını savunma ve kutlama günüdür.

#5Aralık #DünyaKadınHaklarıGünü #EşitHaklar
Artan kadın iş gücü, kadınların hayatında iş ve ai Artan kadın iş gücü, kadınların hayatında iş ve aile yaşamında bir denge kurulması ihtiyacını doğurdu. Evden çalışma, sağladığı esnek çalışma imkanıyla iş ve aile yaşamı arasında denge kurmak zorunda olan kadınlar için ayrı bir önem taşıyor.

Evden çalışma dijital çağın sağladığı teknolojik olanakların çalışma hayatına getirdiği en önemli kazanımlardan biri. Özellikle COVID-19 pandemisi ile sistematikleşen ve yaygınlaşan bu imkan, pandemi sonrası da bir çok alanda kalıcı bir iş modeli haline geldi.

Çalışma hayatında bir çok sektörde, “evden çalışma devrimi”, “büyük sıfırlama (great reset) , “esnek çalışma çağı başladı” gibi havalı ifadelerle sunuldu ve en büyük yararının kadın çalışanlara olduğu konusunda herkes hemfikirdi. İş dünyasında evden çalışma sayesinde, kadınların esnek bir çalışma ortamında iş ve ev sorumluluklarını beraberce yönetebilecekleri avantajlı bir imkana kavuştukları inancı yaygındı.

Ancak, deneyimler arttıkça evden çalışmanın, kadınlara iş- yaşam dengesini kurmada yardımcı mı olduğu, yoksa ek zorluklar mı yarattığı özellikle son zamanlarda giderek daha çok gündemde olan bir tartışmayı beraberinde getiriyor.

Bunun nedeni kadınların ev hayatında bakım verme yüklerini erkeklere göre orantısız şeklide daha fazla taşıyor olmaları.

Bu durum, günümüzde her geçen gün hızla değişmekte olsa da, toplumsal cinsiyet rollerinin hem kadın hem de erkeklerin zihninde açık ve örtük olarak hala çok etkili olmasından kaynaklanır. Toplumsal cinsiyet kalıpları; evdeki işlerin kadının cinsiyeti gereği doğal görevi olduğu şeklindeki kalıp inançlar ve davranış tarzlarını içerir. Bunun sonucunda kadınlar ev hayatında erkeklere göre daha fazla rol ve görev üstlenir.

https://silayazarpsikiyatripsikoterapi.com/evden-calisan-kadinlarin-yasadigi-psikolojik-guclukler/ linkinden metnin tamamına ulaşabilirsiniz.

#EvdenÇalışanAnneler #İşYaşamDengesi #MentalYorgunluk #SuçlulukDuygusu #KişiselSınırlar #Öncelikler #AnneyeDestek #YeterinceİyiAnne #DuygusalYük #KaygılıAnne #BilinçliEbeveyn #CinsiyetEşitsizliği #RuhsalDestek #Psikiyatri #Psikoterapi #Psikiyatrist #Psikoterapist
#DoçDrSılaYazar
Instagram'da takip et

Bize Ulaşın

Telefon / Whatsapp

 +90 (541) 334 3484

Email

info@silayazarpsikiyatripsikoterapi.com

Adres

Harbiye Mah. Valikonağı Cad.
Marmara Apt. No:16 Kat:1 D:2
34367 Nişantaşı – Şişli / İstanbul

Google Haritalarda açın.

Saatler
Pazartesi–Cuma: 9:00–18:00

Yeni Eklenenler

  • ruhsal sorunlar konusunda yapay zekadan danışmanlık almak

    Ruhsal sorunlar konusunda yapay zekadan danışmanlık almak neden sakıncalıdır?

    Ruhsal Sorunlar Konusunda Yapay Zekadan Danışma...
  • şiddet

    Şiddet

    Bir gencimizi daha şiddete kurban verdik. Duygu...
  • Sosyal Medyadan Tetiklenmeyi Yönetmek: Kişisel Dijital Sınırlar ve Farkındalık

    Sosyal Medyadan Tetiklenmeyi Yönetmek: Kişisel Dijital Sınırlar ve Farkındalık

    Teknoloji çağında ruh sağlığını tartışırken dij...
  • gelen yılın yol rehberi

    Geçen yılı nasıl gelen yılın yol rehberine dönüştürebiliriz?

    Yeni yıl, hayat süremizi sınırlayan bir “zaman”...
  • beden duyumlarına aşırı hassasiyet

    Beden duyumlarına aşırı hassasiyet nedir?

    Zihnimiz dış dünyayı algıladığı, oradan gelen u...

En Çok Okunanlar

DOÇ. DR. M. SILA YAZAR

Psikiyatrist Psikoterapist

İLETİŞİM

 +90 (544) 464 15 17

Email: info@silayazarpsikiyatripsikoterapi.com

Harbiye Mah. Valikonağı Cad.
Marmara Apt. No:16 Kat:1 D:2
34367 Nişantaşı – Şişli / İstanbul

 Google Haritalarda Açın

  • GET SOCIAL

Doç. Dr. M. Sıla Yazar 2026 © Tüm hakları saklıdır.
Tasarım Uygulama SyberiumTechs

YUKARI