Ekranlarla kurduğumuz ilişki tarzı, çoğu zaman biz farkında olmadan ruhsal iyiliğimiz ve ruh sağlığımız üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor.
Ekranları hayatımızdan tamamen çıkarmak günümüz koşullarında gerçekçi olmasa da kendi “dijital hijyenimizi” sağlamak mümkün. Günümüzde teknolojinin hayatımızdaki yerini göz önüne aldığımızda, dijital hijyen, tıpkı ortam ve gıda hijyeni gibi sağlığın çok önemli bir şartı halinde geldi.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dijital hijyenin neden günümüzün en önemli sorunlarından biri olduğu konusunda çok önemli bir noktayı vurguluyor:
Dijital dünyada geçirdiğimiz zaman boyunca, aslında tüketilen ürün bizim dikkatimiz.
Özellikle ard arda akan yoğun görsel ve işitsel malzeme içeren dijital içeriklerin temel hedefi dikkatinizi olabildiğince uzun süre ekranda tutmak.
Algoritmalar; incelikli ve ustaca ilgimizi çekecek, bizi ekran kaydırmaya devam ettirecek ve dikkatimizin sürekli akan bu sistemde kalmasını sağlayacak şekilde programlanmıştır.
Oysa dikkatimiz, zihnin akışımızın bilgisayar faresi gibidir. Dikkatimiz nereye odaklıysa, düşüncelerimiz, ruhsal, zihinsel ve bilişsel süreçlerimiz oradan ilerler.
Dikkatimiz, zihin akışımızda iç dünyamızın dış dünyayla nereden, hangi noktadan bağlantı kuracağını belirleyen çok kritik bir rol oynar.
WHO’nün işaret ettiği konu tam da burada önem kazanıyor:
Dijital dünyanın mevcut çalışma mekanizması ve algoritmaları içinde dikkatimiz, dolayısıyla zihinsel kaynaklarımız sürekli kullanılan bir ürün haline geliyor.
Üstelik dijital dünyayı işleten mekanizma, zaman algısını ve bilişsel işlevleri zayıflatıp yorgunluğa yol açarak, bu döngüden kurtulmayı sağlayabilecek algı becerilerimizi de olumsuz etkiler. Bu da, ekran döngüsünde adeta hapsolmamıza yol açar.
Dijital ortamla kurduğumuz ilişki tarzı, karşılaştığımız bir içeriğin neden bize sunulduğunu sorgulamak, dikkatimizin akışını otomatik bir döngüye teslim etmemek, bu konuda farkındalık ve insiyatif sahibi olmak, yalnızca bir ekran yönetimi becerisi değil, aynı zamanda ruhsal iyiliği korumaya yönelik temel bir sınır çizme tutumudur ve dijital ortamla sağlıklı bir ilişki için şarttır.
Dijital farkındalık ve insiyatif, teknolojiyle pasif bir tüketici ilişkisi kurmak yerine, teknolojiyi kendi ihtiyaçlarımıza uygun olarak bilinçli ve işlevsel bir araca dönüştürebilmemizi sağlar.
Cep telefonları ve diğer teknoloji araçlarının yatak odası, yemek masası, aile ve arkadaş meclisi gibi alanlara girmemesini sağlamak, uyku öncesi en az bir saat ekrandan uzak durmak, bildirimlere önem ve öncelik sırasına göre bir düzenleme yaparak, dikkatimizin her bildirim tarafından çelinip çalınmasına engel olmak dijital hijyen için,şarttır.
Ekrana her yöneldiğimizde, “gerekli mi; yararlı mı; bunun yerine ne yapmak bana daha iyi gelir” sorularıyla ekran ile dikkatimiz arasına sınır koymak, bizi korur. Böylece, durmak bilmeden ve sel gibi akan bildirimlere ve ekrana otomatik bir refleks olarak dikkatimizi yöneltme kapanına düşmememiz için bize yardım edebilir.
Teknolojiyi kullanırken , güvenli sınırlar koyduğumuz ve sürecin akışını bizim belirlediğimiz bir tarz teknolojinin işlevsel ve kullanışı bir araç olmasını sağlar. Ancak sürecin yönetimini algoritmaların eline bıraktığımızda, dikkatimizi bir ürün olarak tüketen ve zihinsel kaynaklarımızı kötüye kullanan ruhsal iyilik için kirli, hijyensiz bir ortama dönüşür.
Günlük ekran kullanım alışkanlıklarınızı gözlemlediğinizde, kendi sınırlarınızı koruyabildiğinizi ve süreci yönetenin siz olduğunu düşünüyor musunuz?