Zihnimiz dış dünyayı algıladığı, oradan gelen uyarıları değerlendirdiği gibi bedenimizden gelen uyarıları da algılar ve değerlendirir. Beden duyumlarını algılamaya aşırı duyarlı, normalden daha açık olma halinde, bedenden gelen duyumlara karşı bir hipervijilans (aşırı seviyede tetikte olup izleme hali) söz konusudur.
Psikiyatri ve klinik psikoloji literatüründe bu klinik durum “İnteroseptif Hassasiyet” (Bedensel/içsel duyumları doğal olmayan şekilde aşırı algılama) olarak adlandırılır.
Introseptif Latince “içsel algılama” anlamında bir ifadedir.
Beden duyumlarına hassasiyet, bazı psikiyatrik bozuklukların ana psikolojik mekanizmasını oluşturur. Bu bozuklukların başlıcaları, Panik Bozukluk ve Agorafobi, Somatik semptom ve ilişkili Bozukluklar (Bedensel Belirti Bozukluğu, Hastalık Kaygısı Bozukluğu, Dönüştürme (Konversiyon) Bozukluğu, Yapay Bozukluk) gibi psikiyatrik bozukluklardır. Bunun yanında Depresyon başta olmak üzere başka bir çok psikiyatrik bozuklukta da beden duyumlarına aşırı hassasiyet, bir bulgu olarak klinik tabloda yer alabilir.
Psikiyatrik bozuklukların yanı sıra, beden duyumlarına hassasiyet tıbbi olarak açıklanamayan semptomlar olarak adlandırdığımız bir klinik fenomende de psikolojik mekanizmanın merkezinde yer alan unsurdur.
Tıbbi olarak açıklanamayan bulgular ve benzer bir klinik durumu ifade eden “Kalıcı fiziksel semptomlar” bu alanda özel bir önem taşır. Çünkü uzun süre devam eden rahatsız edici bedensel (somatik) şikayetler mevcuttur. Bu fiziksel şikayetler tıbbi açıdan tam olarak açıklanamaz.
Ya belirgin bir tıbbi teşhis konamaz ya da mevcut şikayetlerin süresi ve şiddeti daha önce konmuş olan tıbbi teşhis ile açıklanamayacak kadar fazladır.
Tıbbi olarak açıklanamayan bulgular ve Kalıcı fiziksel şikayetler tanı koymak açısından çok çeşitli tıp disiplinlerinde büyük bir sorun oluşturur. Bu klinik durum, Batı ülkelerinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde hastalar tarafından en sık bildirilen semptomlar arasındadır ve tüm muayene başvurularının %50’sini oluşturur.
Tıbbi olarak açıklanamayan bulgular ve Kalıcı fiziksel şikayetler, hem yaygınlığı, hem de kişilere ve sağlık sistemine getirdiği maddi ve manevi yükler açısından aslında çok önemli bir sağlık sorunudur.
Buradan anlaşılacağı üzere, beden duyumlarına aşırı hassasiyet, tıbbi alanda hem psikiyatrik hem de biyomedikal tıp açısından önemli klinik sorunların merkezinde yer alan bir psikolojik durumdur. Bedensel şikayetlerle seyreden ruhsal sorunların patolojik mekanizmasını bir dişli çark mekanizmasına benzetecek olsak, beden duyumlarına aşırı hassasiyet bu mekanizmayı çalıştıran ana dişli olarak düşünülebilir.
Beden duyumlarına aşırı hassasiyet durumunda, kişinin sağlık durumuyla, sağlık açısından güvenliğiyle ilgili işlevsiz inançlarının oluşturduğu bir inanç ve düşünce sistemi söz konusudur.
Bu patolojik inanç sistemi beden duyumları tarafından tetiklenir ve beden duyumlarına tehlikeli bir anlam yüklenerek sağlık güvenliği açısından bir tehlike sinyali olarak değerlendirilir.
Söz konusu beden duyumları, bedenimizin doğal işleyişi sırasında gelişen, örneğin sindirim sürecinde olağan bir nedenle bağırsaklarda aktivite artması gibi tamamen fizyolojik süreçlere bağlı olabileceği gibi, hızlı yürümek veya kahve içmek gibi gündelik aktivitelerle ortaya çıkan olağan fizyolojik cevaplar olan kalp hızında artma, terleme, sıcak basması gibi duyumlar olabilir.
Beden duyumlarına hassasiyetin varlığında, karında sıkışma hissi veya kalp hızında artma “Bu normal değil, kalbimde bir sorun mu var?”, “Karnımda doğal olmayan, önemli bir hastalık belirtisi mi var?” gibi düşünceleri tetikleyebilir.
Bu düşünceler, “Eğer bu şikayetlerim varsa, bunlar önemli bir hastalığın göstergesi olabilir”, “Eğer bu tür beden duyumları fark ediyorsam, sağlığım tehlike altında demektir” gibi inançları harekete geçirir.
Bu durum kaygıyı doğurur. Kaygı da, doğası gereği kalp hızında artış, terleme, titreme gibi fiziksel belirtileri harekete geçiren bir duygudur.
Ortaya çıkan tehlike algısı, dikkatimizin daha fazla “tehlikede”, yani “beden duyumlarında” odaklanmasına neden olur.
Beden duyumları, adeta bir radar gibi beden taranarak araştırılır.
Bu durumda kaygıyla artan beden duyumları daha fazla algılanmaya başlanır.
Beden duyumları algılandıkça daha çok işlevsiz inançlar tetiklenir.
Sonuçta zihin bir “beden duyumu-düşünce-kaygı-bedensel duyum” sarmalında adeta kapana kısılır.
Bu durumda kişinin dikkati tamamen beden duyumlarında ve bu sarmalda odaklanır kalır. Çünkü zihnimiz, hayatta kalma refleksi olarak tehlikeli olarak algıladığı bir şeye dikkatini tamamen odaklamaya ve diğer her şeyi yok saymaya eğilimlidir.
Bu sarmalda kişinin iş, sosyal yaşam ve özel yaşamındaki gündelik akışa odaklanması mümkün olamaz.
Çoğu zaman bu düşünceler ve yol açtığı kaygı, kişinin sürekli doktorlara gitmek, tetkikler yaptırmak, internette sağlık araştırmaları yapmak gibi davranışlarla zaman geçirmesine neden olur. Kişi defalarca doktor kontrolüne gitme ihtiyacı hissedebilir ya da yapılan testlere rağmen içini rahatlatmakta zorlanabilir. İnternette yoğun semptom araştırması yapmak (siber-kondria) gibi güvence arayışlarına yönelebilir. Bu eylemler kısa süreli bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede kaygı döngüsünü pekiştirerek daha da kalıcı hale getirir.
Kişinin üretkenliği, yaşam kalitesi ve ruhsal iyiliği ve refahı ciddi şekilde olumsuz etkilenir.
Eğer bu etkilenmenin şiddeti iş, özel ve sosyal yaşam alanlarında kişinin işlevselliğinin tamamen bozulduğu seviyede ise bu klinik durumda bir psikiyatrik bozukluk ortaya çıkmış demektir.
Bu durum “kafada kurma”, “hastalık hastası olma” gibi yargılayıcı etiketlerle değerlendirilmek, kişinin içine hapsolduğu kaygı sarmalında yalnız ve çaresiz hissetme duygularını daha da artırır. Unutulmamalıdır ki bu durum, kişinin kendi tercihi/iradesi ile ilişkili değildir; daha çok öğrenilmiş maladaptive (uyumsuz) bir düşünme biçimidir.
Beden duyumlarına aşırı hassasiyet varlığında, psikiyatrik destek alınması gereklidir.
Psikiyatrik bir bozukluk düzeyinde ise ilaç tedavisi ve beden duyumlarına aşırı hassasiyetle ilişkili işlevsiz inanç sistemi ve diğer patolojik zihinsel unsurlara müdahale etmeye yönelik psikoterapiden oluşan “birleşik (kombine) tedavi” en etkili psikiyatrik tedavi yöntemidir.
Psikiyatrik bozukluk düzeyinde olmayan, ancak kişinin ruhsal refahını bozan bir klinik durum düzeyindeki beden duyumlarına aşırı hassasiyet ve bedensel sağlıkla ilgili konularla aşırı meşgul olma durumlarında ise psikoterapi tek başına bir tedavi müdahalesi olarak kullanılabilir.

