Özerklik (otonomi), kişinin kendi hayatını kontrol ettiği, kişinin kendi öz varlığının ihtiyaçları ve isteklerini yansıtan seçimler yaptığı, başka birinin, bir grubun veya içinde yaşadığı toplumsal yapının kişinin hayatını kontrol etmediği, hatta kendi zihninin otopilotuyla davranmadığı, sonuçta ruhsal olarak özgür ve bağımsız olduğu durumu ifade eder.
Özerklikten söz edildiğinde, birçok kuramcıyı anmak gerekir. Ama özellikle Erich Fromm’un beş temel psikolojik ihtiyaç temelinde tanımladığı kuramına, bunlardan özellikle “benlik duyumu (sense of identity)”na selam vermeden geçmek olmaz.
“Otonomi, duyulan sesiniz ve kabul edilen bir seçiminiz olmasıdır” diyor Carol Ryff.
Ancak özerk, özgür ve bağımsız olduğumuzda kendimizi düşünce, duygu ve davranışlarımızda, olduğumuz halimizle güvende hissetmemiz mümkündür. Ancak bu koşulla “özgün benliğimizi (otantik self)” gerçekleştirebiliriz. “Ruhsal iyilik” ancak, özgün varlığımızla kendimizi gerçekleştirebildiğimizde mümkündür. Ruhsal sağlık ise, ancak ruhsal iyilik varsa mümkündür.
Ruhsal iyilik, özerklik temelinde dengeli bir bağımsızlık-bağlılık denklemi içinde olmayı da gerektirir. Yani dış dünyada sevdiklerimizden, yol gösterici kabul ettiklerimizden, öğretmenlerimizden, akranlarımızdan ve daha birçok kaynaktan bilgileri alırız ve değerlendiririz. Ancak kararlar yalnızca bizim özgün varlığımızın ihtiyaçları ve istekleri temelinde verilince özerklik-bağlılık dengesi kurulabilir.
Cumhuriyet bize, özerk, bağımsız ve özgür bireyler olarak yaşama imkânını sağladı.
Cumhuriyet; sağlam bir “benlik duyumu” ve “özgün benlik” özelliklerine sahip olan ve bu karakterleriyle özerkliğinden ve bağımsızlığından asla vazgeçmeyen, dahası uğruna ağır bedeller ödemeyi göze alan, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cesur kahramanların Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasıyla elde edildi. Her boyutuyla ayrı değerli olan bu kazanımı, bir psikiyatrist ve psikoterapist olarak profesyonel gözle değerlendirdiğimde minnetarlığım daha da derinleşiyor.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.