
Geçtiğimiz günlerde genç bir kadının ölümüyle sonuçlanan üzücü olay bilimsel kanıta dayalı psikoterapiler dışında, “terapi” adı altında yapılan uygulamaların ne kadar tehlikeli ve sakıncalı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Henüz olayın tam içeriği aydınlanmış olmasa da, basına yansıyan bilgilerden oluşan izlenim, bu kişinin yaşı, eğitim durumu gibi yeterliliğini gösteren özelliklerine rağmen “kaybolma” durumunun, son dönemde yaşadığı ruhsal sorunlar veya ruhsal sorunları için almaya yöneldiği adına terapi denen bir takım uygulamalarla ilişkisi olduğu izlenimi veriyor.
Öncelikle, genç bir kadının kamuoyuna yansıyan kaybında önceliğin ailesi ve sevenlerinin yaşadığı yas sürecine saygı göstermek olduğunu, acılarını paylaştığımı ve sabır dilediğimi belirtmek isterim. Bu nedenle olabildiğince kişiselleştirmeden, ancak kamuoyuna yansıyan bu olay vesilesiyle yetkisiz insanlar tarafından ulu orta ve tehlikeli şekilde ortaya atılan bir takım “terapi” adı altındaki uygulamaların ağır maliyetlerini konuşmak da toplum ruh sağlığını korumak açısından bir görevdir.
Yaşanan trajik can kayıpları, ruhsal zorlanma yaşayan kişilerin bilim dışı terapi adı altındaki yöntemlere yöneldiğinde ortaya çıkan ağır maliyetin en uç örneğidir. Bunun yanında kaybedilen ruhsal sağlık, üretkenlik, bozulan kişilerarası ilişkilerle düşen yaşam kalitesi, başta depresyon ve anksiyete bozuklukları olmak üzere psikiyatrik sorunlara yatkınlık oluşması, zaman, para ve umut kaybı bu ağır maliyetin diğer boyutlarıdır.
Halihazırda son olayda adı geçen çığlık terapisi gibi, her geçen gün popüler olan ve değişen bin bir surat “yeni çağ (new age) terapi akımları” toplum ruh sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Başta Teta-Healing olmak üzere türlü çeşitli “healing” ekli yöntemler, Kuantum, Frekans, Enerji, gibi bir temel bilim olan fizikten alınan kavramları, tamamen keyfi, dayanaksız ve karmaşık şeklide insan zihninin çalışmasına uyarladığını iddia eden görüşler ve yöntemler ve diğerleri, toplum ruh sağlığını tehdit eden bir furya oluşturmuş durumda. Şunu hatırlatmak isterim ki, özellikle madde ve frekans, kuantum fiziğinin temel ilkeleri gibi konuların insan zihninin çalışması ile bir ilişkisi olup olmadığı bilimin de henüz tam bilmediği bir konu. Bilim insanları, akılcılık ve bilimsel yöntem temelinde bu konuları incelemeye çalışıyor. Belki ilerleyen zamanlarda, teknolojik olanakların da hızla artmasının yardımıyla kuantum fiziği, maddesel yapının frekans özellikleri ve zihin arasındaki bazı ilişkiler bilimsel kanıtlarla ortaya konur ve psikoloji ve psikiyatri disiplinlerinde bu kanıtlar yer bularak yeni kuramlar, yeni terapi yöntemleri gelişir. Bilim insanları bu alanda açık zihinli. Ama şu anda bilimsel kanıtlar böyle bir ilişkiyi ortaya koymuyor.
Kerameti kendinden menkul, tamamen keyfi ve sübjektif görüşler uçuşuyor ortada sadece. Daha vahim olanı ise, bu görüşlerin çoğunun teorik olarak bile ciddiye alınması güçken, pratik çözüm yöntemleri önerme cüretinde bulunuyorlar. Bu çözüm önerileri, ne yazık ki çeşitli nitelikte ve düzeylerde ruhsal zorlanma yaşayan kişilere bir “çare” olarak görünebiliyor. Bu ruhsal zorlanma spektrumu, hayatın kimi dönemlerinde olabileceği gibi ruhsal olarak değişim, anlam arayışı, kendini ve hayatını yeniden yapılandırarak hayat kalitesinde artış sağlama ihtiyacından başlayıp; iş kaybı, boşanma vb. hayat krizleri dönemlerinde yaşanan ruhsal uyum sağlama güçlüklerine ve nihayet depresyon ve anksiyete bozuklukları başta olmak üzere psikiyatrik sorunlara kadar uzanabilir. Böylece ruhsal olarak kırılgan ve duyarlı dönemlerdeki bu kişiler için, günümüzde yeni medyanın pompaladığı bol reklamlı “derdinin dermanı bende” cangılı içindeki fırsatçı “şifacılar” bir çareymiş gibi görünüyor. Denize düşen yılana sarılıyor yani.
Singer ve Nievod, “New age therapies” adlı makalelerinde, bu ahir zaman “terapilerinin” niteliklerini şöyle belirtmişler: 1. Danışanın üzerinde terapistin iradesinin dayatıldığı ve danışana yardım etmek yerine terapistin yüceltildiği, 2. Danışanın terapiste uzun ve gereksiz bir bağımlılığını teşvik eden, 3. Terapistin güvene dayalı (emanet alan) rolünü ihlal eden. (Singer, M. T., & Nievod, A. (2003). New age therapies. In S. O. Lilienfeld, S. J. Lynn, & J. M. Lohr (Eds.), Science and pseudoscience in clinical psychology (pp. 176–204). The Guilford Press).
Bu tespitler, bu tür terapi adı altındaki yöntemlerin neden “terapi” olamayacağını en can alıcı yerinden vurguluyor bana göre. (Bilimsel) Kanıta dayalı psikoterapiler, standart bir yapılandırma içinde terapistin, danışanın ruhsal zorluğunu emanet aldığı ve güvene dayalı bu ilişki temelinde, bilimsel bilgi ışığında yardım etmeyi amaçladığı tıbbi bir tedavi yöntemidir. Terapi adı altında, kendi inandığı görüş ve yöntemleri dayatmak değil. Bu nedenle kanıta dayalı psikoterapiler, bu ahir zaman terapileri gibi merak uyandıran, gizemli, iddialı, vaatkar olmayabilir, zaman ve emek vermek ister, ama ruhsal sağlık için tek seçenektir.
Sonuç olarak, ruhsal olarak sıkıntılı bir dönemden geçen veya ruhsal sorunlar yaşayanların tehlikeli sonuçlar doğurabilecek, kayıplar yaratabilecek kişi ve yöntemlere rağbet etmemeleri, kanıta dayalı bilimsel yöntemlerden şaşmamaları, bunun için de ruhsal sorunlar için psikiyatriste başvurmaları gereklidir.
Toplum ruh sağlığını tehdit eden , “terapi” adı altında bir takım çözümler vaat eden yetkisiz kişiler ve kuruluşlarla mücadele için, başta Türkiye Psikiyatri Derneği olmak üzere alandaki meslek örgütlerinin verdiği değerli emek ve mücadeleyle hazırlanan ve gündemde tutulan “ruh sağlığı yasası”nın uygulanması, toplum ruh sağlığının korunması açısından bir dönüm noktası olacaktır.